icimden google agaci cikacak.. blogger'da beta surumune gecerken google hesabınla seni baglamak istiyor.. iyi de ben istemiyorum! ne kurcaliyonuz ki
*kuser ve arkasini doner*
"Some say the tragedy of Delirium is her knowledge that,despite being older than suns, older than gods, she is forever the youngest of the Endless, who do not measure time as we measure time, or see the worlds through mortal eyes."
(The Sandman -IV- Season Of Mists by Neil Gaiman)
19 Aralık 2006 Salı
5 Kasım 2006 Pazar
çamaşır makinesi teknoloji değil mi?
hem de ne acayip bir teknoloji..
eğer ananemin yazlığında kendini uçak sanan makinayı saymazsak -ki kendisinden korktuğum için yanına yaklaşmaktan bile çekinirdim- hayatımda hiç önden açmalı çamaşır makinası görmemiştim, ta ki düne kadar..
bizim evdekiler hep üstten doldurmalı dana boy çamaşır makinalarından olmuştur.. 20 senelik beraberliğin ardından peşpeşe geçirdiği 3 arıza 2 tamir sonunda emektar makinamız "ayşe hanım" ile yollarımızı ayırmaya ailecek karar verdik. şimdi asıl sorun başlıyordu, ayşe'nin kaç kiloya kadar yıkama yaptığı.. perdeden yorgana evdeki her tür malzeme bizde makinaya atılıp yıkanma potansiyeli taşıdığı için geniş iç hacim lazımdı bize..
tabii ki yerli malı yurdun malı olduğundan annemle kendimizi arçelik ve beko'nun internet sitelerinde gezerken bulduk. türlü araştırma, inceleme ve göz tartmalarımız sonucu 7 kilo'nun bizim 4 kişilik çekirdek ailemizi paklayacağına karar verip, hem ucuz hem bol fonksiyonlu hem de çok elektronik olmayan (manuel ayar vs) bir modelde karar kıldık.
ertesi gün arçelik bayiine gittiğimizde satıcı amca boşboş bize bakıyordu, "yok" dedi "öyle bir model".. siteyi yapanların mı, bizim mi yoksa kimin hatası var acaba diye düşünürken internet sitesindeki modellerin ancak ay sonunda gelecek yeni seriye ait olduğunu, her sene modellerde isim ve bir iki fonksiyon değişikliği yapıldığını öğrendik.
her neyse, ihtiyaç acildi, evde sabırsız 3 kişi ve dağ gibi çamaşır birikmiş yıkanmayı bekliyordu. satıcı amca üstün ikna yeteneklerini kullanarak 1200 devirli "dünyanın en hızlı çamaşır makinası"nı bize sattı. fena da yapmadı hani..
bunun da ertesisi günü yani dün makinamız geldi, emektarımız ayşe gururla ve olan haşmetiyle kapıya doğru giderken üzüldük arkasından, ona güle güle derken içeri gümüş renkli süper seksi bir afet süzülmekteydi ve yeni gelene hoşgeldin denmezse ayıp olurdu, ayşe'yi uğurladıktan sonra onun tahtına kurulan f1'ci ilgi odağımız olmuştu. gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra (fotograf makinası, kırmızı kurdale, gümüş makas, makası kullanma ehliyeti olan bir başkan, basın vs) kıllanma klavuzunda belirtildiği üzere makinayı boş olarak çalıştırdık.
işte bütün eğlence burada başladı.
daha önce hiç makinada çamaşır yıkanmasını (görmüş ama) seyretmemiş olan ben bütün bir bir saatimi makinanın camının karşısında geçirdim.
köpükler geometrik olarak artarken sesin neredeyse olmama sınırında seyretmesi, her yandan gelen sular, bir sağa bir sola dönen tambur.. tüm yıkama, durulama, yumuşatma aşamalarının sonunda gelen 1200 devirlik sessiz sıkma....
her gün önünden geçip, içine kilolarla çamaşırı atıp umursamadığımız çamaşır makinamızın ardında ne gibi bir deha olduğu, o emek ve teknoloji dün çocuk(?) saflığında çamaşır makinamızın yıkama yapmasını izlerken beni kendine hayran bıraktı.
sanırım daha bir süre o cam bölmenin karşısından ayrılamayacağım.. bunu bir de çamaşır varken izlemek lazım..
reklamları izlediniz..
bu blog girdisinin sahibi sanal reklam uygulaması için ismi geçen firmalardan 10'ar milyon $ tahsil etmiştir.
eğer ananemin yazlığında kendini uçak sanan makinayı saymazsak -ki kendisinden korktuğum için yanına yaklaşmaktan bile çekinirdim- hayatımda hiç önden açmalı çamaşır makinası görmemiştim, ta ki düne kadar..
bizim evdekiler hep üstten doldurmalı dana boy çamaşır makinalarından olmuştur.. 20 senelik beraberliğin ardından peşpeşe geçirdiği 3 arıza 2 tamir sonunda emektar makinamız "ayşe hanım" ile yollarımızı ayırmaya ailecek karar verdik. şimdi asıl sorun başlıyordu, ayşe'nin kaç kiloya kadar yıkama yaptığı.. perdeden yorgana evdeki her tür malzeme bizde makinaya atılıp yıkanma potansiyeli taşıdığı için geniş iç hacim lazımdı bize..
tabii ki yerli malı yurdun malı olduğundan annemle kendimizi arçelik ve beko'nun internet sitelerinde gezerken bulduk. türlü araştırma, inceleme ve göz tartmalarımız sonucu 7 kilo'nun bizim 4 kişilik çekirdek ailemizi paklayacağına karar verip, hem ucuz hem bol fonksiyonlu hem de çok elektronik olmayan (manuel ayar vs) bir modelde karar kıldık.
ertesi gün arçelik bayiine gittiğimizde satıcı amca boşboş bize bakıyordu, "yok" dedi "öyle bir model".. siteyi yapanların mı, bizim mi yoksa kimin hatası var acaba diye düşünürken internet sitesindeki modellerin ancak ay sonunda gelecek yeni seriye ait olduğunu, her sene modellerde isim ve bir iki fonksiyon değişikliği yapıldığını öğrendik.
her neyse, ihtiyaç acildi, evde sabırsız 3 kişi ve dağ gibi çamaşır birikmiş yıkanmayı bekliyordu. satıcı amca üstün ikna yeteneklerini kullanarak 1200 devirli "dünyanın en hızlı çamaşır makinası"nı bize sattı. fena da yapmadı hani..
bunun da ertesisi günü yani dün makinamız geldi, emektarımız ayşe gururla ve olan haşmetiyle kapıya doğru giderken üzüldük arkasından, ona güle güle derken içeri gümüş renkli süper seksi bir afet süzülmekteydi ve yeni gelene hoşgeldin denmezse ayıp olurdu, ayşe'yi uğurladıktan sonra onun tahtına kurulan f1'ci ilgi odağımız olmuştu. gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra (fotograf makinası, kırmızı kurdale, gümüş makas, makası kullanma ehliyeti olan bir başkan, basın vs) kıllanma klavuzunda belirtildiği üzere makinayı boş olarak çalıştırdık.
işte bütün eğlence burada başladı.
daha önce hiç makinada çamaşır yıkanmasını (görmüş ama) seyretmemiş olan ben bütün bir bir saatimi makinanın camının karşısında geçirdim.
köpükler geometrik olarak artarken sesin neredeyse olmama sınırında seyretmesi, her yandan gelen sular, bir sağa bir sola dönen tambur.. tüm yıkama, durulama, yumuşatma aşamalarının sonunda gelen 1200 devirlik sessiz sıkma....
her gün önünden geçip, içine kilolarla çamaşırı atıp umursamadığımız çamaşır makinamızın ardında ne gibi bir deha olduğu, o emek ve teknoloji dün çocuk(?) saflığında çamaşır makinamızın yıkama yapmasını izlerken beni kendine hayran bıraktı.
sanırım daha bir süre o cam bölmenin karşısından ayrılamayacağım.. bunu bir de çamaşır varken izlemek lazım..
reklamları izlediniz..
bu blog girdisinin sahibi sanal reklam uygulaması için ismi geçen firmalardan 10'ar milyon $ tahsil etmiştir.
23 Ekim 2006 Pazartesi
cypher günlükleri -1-
merhaba günlük,
daha önce yazmak istedim ama tembelim biraz ne yaparsın..
dün gecenin bir yarısı doğum yaptım, beş benzemez üç yavrum oldu, acemiyim tabi biraz ilkini yaşatamadım ama hayat bu diğer yavrularımın doğumuyla ilgilenmem gerekiyordu..
netekim iki tane daha doğurdum biri kız biri erkek.. bu erkek olan pek cazgır, iki bebe sekiz memeyi paylaşamadılar illa ki aynı memeyi emmek istiyorlar.. 7/24 ağızlarında meme.. e ben de acıktım susadım yala yala öyle oluyor kedi tabi..
neyse annem taze su ve mama getirdi yuvamızın yanına, vitamin de verdi gelip ilgileniyor, ben de yavrularımı sevdiriyorum ona.. çok şirinler gözleri daha kapalı kuyrukları ip gibi.. oğlan daha serpildi kıza göre.. ananem arif ve arife diyor onlara, bayramları varmış onun arefesi günü doğdukları için..
işte böyle günlük, şimdi çok yorgunum uyumaya çalışıcam bebelerin izin verdiği ölçüde..
daha önce yazmak istedim ama tembelim biraz ne yaparsın..
dün gecenin bir yarısı doğum yaptım, beş benzemez üç yavrum oldu, acemiyim tabi biraz ilkini yaşatamadım ama hayat bu diğer yavrularımın doğumuyla ilgilenmem gerekiyordu..
netekim iki tane daha doğurdum biri kız biri erkek.. bu erkek olan pek cazgır, iki bebe sekiz memeyi paylaşamadılar illa ki aynı memeyi emmek istiyorlar.. 7/24 ağızlarında meme.. e ben de acıktım susadım yala yala öyle oluyor kedi tabi..
neyse annem taze su ve mama getirdi yuvamızın yanına, vitamin de verdi gelip ilgileniyor, ben de yavrularımı sevdiriyorum ona.. çok şirinler gözleri daha kapalı kuyrukları ip gibi.. oğlan daha serpildi kıza göre.. ananem arif ve arife diyor onlara, bayramları varmış onun arefesi günü doğdukları için..
işte böyle günlük, şimdi çok yorgunum uyumaya çalışıcam bebelerin izin verdiği ölçüde..
20 Ekim 2006 Cuma
42
internette hayatın anlamını arıyorum daha bulamadım benden önce bulan olursa haber versin..
sanal monologlarım, bir çözüm sunmayan zibil kişilik im listem, çeşitli amaçlarla üye olduğum siteler ve e-posta listeleri..
can sıkıntısında, ruh darlığında bana faydanız ne?
içimi kelimeler ifade edemezken günümü içine çekip götüren bilgisayarımın rolü ne hayatımda?
sanal monologlarım, bir çözüm sunmayan zibil kişilik im listem, çeşitli amaçlarla üye olduğum siteler ve e-posta listeleri..
can sıkıntısında, ruh darlığında bana faydanız ne?
içimi kelimeler ifade edemezken günümü içine çekip götüren bilgisayarımın rolü ne hayatımda?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)