31 Temmuz 2026 Cuma

30 temmuz 2026 skunk anansie konseri

lise yıllarımda sınıftaki dört kızdan biri olan sıra arkadaşımın beni skin ile tanıştırması sonrası dinlemeye başladığım skunk anansie memlekete gelmiş, hoşgelmiş, yurda yaz gelmiş (=

daha önce ülkemizde konser vermiş olsalar da ne yazık ki türlü çeşitli sebeplerden gidememişim. bir de artık good old laik days diye andığımız o zamanlar sanki anne babamızın yaşadığı gibi bir bolluk berek, bir özgürlük olacak, insanlar karşı düşünceden diye hapse atılmayacak, isminden dolayı bir müzik grubu konser veremesin diye bir mekanda etkinlikler yasaklanmayacak, konser ve festivaller olamasın diye önce isim sponsorluğu, ardından logo kullanımlarına kadar engeller getirilmeyecekmiş gibi zamanlardı. bunları hayal dahi etmiyorduk, aklımızın ucundan geçmiyordu. gençtik güzeldik hayata atılmaya hazırlanıyor ya da yeni atılmıştık. o üniversite festivalleri, ekşifest'ler, rock'n'coke'lar, rock the nations'lar yine olur sandık.

geçen seneki headbangers' weekend geçmişe açılmış bir kapı gibiydi o açıdan. üç gün doya doya müzik dinledik. karışan görüşen olmadan keyfimizce bir zaman geçirdik. ilaç gibi geldi. bu sene ise nostlajinin altın senesini yaşıyoruz resmen; alice cooper, chris isaak, pet shop boys, gathering, offspring, pantera, suede, savatage, gorillaz derken skunk anansie ile taçlandırdık resmen. gorillaz'a gitmedim fakat bu saydığım hemen her konserden efsane konserdi, biz ne yaşadık, neden bitti doyamadım hisleri ile çıktım.

bu konser lise yıllarımdan tanıdıklar, sonradan orada olduğunu öğrendiğim yeni arkadaşlar ve setlist seçimi ile yine bir zaman yolculuğuna çıkarttı. setlist'in bomba gibi olmasının yanısıra skin bir saniye bile durmadı, sürekli ordan oraya koştu, sağdan sola atladı, soldan sağa zıpladı, bizi mahvetti. 58 yaşında onun performansı 45 yaşında bende yok, onu izlerken benim dizim sızladı gerçekten.

yüksek tempolu ve muhalif ne kadar şarkıları varsa hepsini hep birlikte söyledik de o gün bir önceki konserde secretly'i söylediğini öğrenince çok heyecan yaptım. ya evet şarkının sözleri ne anlatıyor biliyorum da o melodi, o vokal tınıları muhteşem ve istanbul'da da icra ederek beni benden aldılar. kalbimi orada bıraktım.

bir kere grubun star'ı kesinlikle skin. grup arkadaşlarını asla yalnız bırakmadığı gibi seyirciyle sürekli bir iletişim halindeydi. yüzündeki gülümseme bulaşıcıydı ve hem şakaları hem mimikleri hem seyircinin eşlik ettiği anlardaki şaşkınlığını gizleyememesi ile gönlümde taht kurdu. i can dream sırasında ise seyircinin ortasına inmesi dibimize kadar gelmesi ortamızda şarkı söylemesi ise çok ayrı bir haz yaşattı ne yalan söyleyeyim. dizimden dolayı çok çökemediğim için arkadaki kişilerden ne kadar özür dilesem az. sesine aşık olduğum kadın beni kendisine de aşık etti gitti. bu konserin 1 saati biraz aşkın sürdüğüne inanamıyorum o kadar dolu doluydu ki anlatılmaz yaşanır.

yine gel skin, yine gelin skunk anansie. seviyoruz.

26 temmuz 2026 in flames konseri

 gitmeyi hiç sevmediğim mekanlardan uniq'teki konserimize in flames aşkına yollara koyuldum.

in flames clayman albümü ile tanışıp geriye doğru albümleriyle tanıştığım ve herhalde 25 senedir de dinlemediğim bir grup ancak clayman bir aralar gece gündüz dinlediğim bir albüm olduğu için iki seferdir (2024 konserine de biletim vardı) niyetleniyorum. 2024 konserinde hasta olduğum için biletim olduğu halde son dakikada gidememiştim. giden arkadaşlar hep azar yedik çok mutsuz olduk diye çıktılar konserden ama kaçırdığım için 2026'da yine aldım bilet.

bu sefer ön grup employed to serve ve napalm death idi. dünyanın bir ucundan çıkıp gittiğim için yine ilk grubu kaçırdım malesef, napalm death ise ismen elbette bildiğim fakat asla dinlemediğim bir grup olsa da sahnedeki enerjileri, seyirciyle iletişimleri çok iyi gruplardan biri olarak aklımda yer etti. müzik tarzları bana hitap etmediği için headliner olsa gitmem ama bu şekilde yine denk gelsem izlemek isterim.

bu arada mark greenway "they always say freedom of religion but i say freedom from religion" diyerek beni benden aldı. dinlemesem de akl-ı selim'de buluşabilmek güzel bir his.

gel gelelim in flames efendilere, clayman sonrası şarkılarına baktım da bu nasıl bir değişim dönüşümdür diye şoka girdim geçen sene. bu şoku iki senedir koruyorum netekim. bu konserde de eski şarkılarında nostalji yapıp yeni şarkılarında bayarım geçerim diye düşünüyorum ve fakat en çok foregone (2023) ve a sense of purpose (2008) albümlerinden çalıp kalanları dağıtmışlar. yapacak bir şey yok haklarıdır fakat eski şarkıları da dinliyorsun yok yeni tarzlarında desen değil, eskisi gibi desen değil kendi elleriyle kendi eserlerini baltaladılar neden hiç anlamadım. benzer yorumları başka kişilerden de konser sonrasında duydum hatta. bu konser benim için clayman'den tek şarkı olarak setlist'te görünen only for the weak'ti onu da beter edip bıraktılar. sonrasında arkaya kaçıp kendi kendime ağladım zaten P=

bu arada uniq'te foh'un üzerini bir önceki gün gelen fırtınadan dolayı zannediyorum metal bir kafes yapıp branda ile kapatmışlar. genel alanı ikiye bölen basamak alandan rahatça izlemek mümkünken eğer foh'un arkası direkt ölü alan olmuş. haliyle aşağıda sahne önü ile bölünen ve pitler ile şenlenen genel alanda sıkışmak istemediğimz için foh'un sağı ve soluna sıkışıp sürekli geriye gidip gelen insanlara yol vermek durumunda kaldık. metal konserleri genelde kavimler göçüne sahne olduğu için hemen her şarkıda sağımızdan solumuzdan birilerinin geçtiğini tahmin edebilirsiniz.

konserin en komik anı ise anders friden'in seyirciye sağdakiler nasıl soldakiler nasıl arkadakiler nasıl falan diye sorarken soldaki vip'ye siz orda ne yapıyorsunuz ya ne ayaksınız diye takılması ve madem pit yok sandalye falan değişin bir hareket olsun demesi idi.

bu konserden nasıl döneceğiz acaba pazar günü diye düşünürken ve otobüs gelir mi diye beklerken bizi öğretmen bir hanım duraktan toplayıp 4. levent'e metronun dibine bıraktı, hafif deja vu yaşamakla birlikte çok da mutlu oldum sürünmeden eve vakitli gidebildim sayesinde.

30 Temmuz 2026 Perşembe

24 temmuz 2026 lamb of god konseri

 bir temmuz akşamı kendimizi park orman yollarına attık, indik bindik metrolarda yürüdük derken konser alanına geldik, girişe barikatlardan  kuyruk koridoru konmuş yılan gibi içinden kıvrılıp geçtik ki bir tane daha koymuşlar. sanki akın akın insan geliyor da yönetilemiyor gibi bir eziyet. nihayetinde onu da geçtik ve bir konser bir konseri tutmayan güvenlik aramasına tabi olduk. iki senedir hiçbir konserde umursanmayan şekerlemelerim ilgi geçti, yarısını arkadaşla içimize boşaltıp gerisini attık. 

buradan bayır aşağı hammer merch standına uzaktan el sallayıp kendimizi alana attık. ön grup olan black tooth'u sahnede görme imkanım olmadı malesef, yılan gibi kıvrılırken son iki şarkısını uzaktan dinleyebildik. bu kadar brutal vokal benlik değil diyip geçeceğim. gruplar arası çalan müziği dinlemek içinse pür dikkat olmak gerekeceği kadar kısık sesli bir yayın vardı, neden anlamadım, oysa bayağı da güzel çalıyorlardı.

ikinci grup olarak orbit culture çıktı, sırf orbit culture'ı dinlemeye gelmiş bir hayran kitlesi olduğunu kendi çevremden dahi biliyorum. normalde pek dinleyemediğim grubu sahnede çok keyifle izledim. seyirci ile iletişimleri ve enerjileri çok iyiydi. seyirci ise neredeyse hiç durmadan circle pitte döndü durdu. izlerken ben yoruldum, onlar yorulmadı. (=

netekim lamb of god ile birlikte circle pitler tekrar açıldılar ve daha da büyüdüler, bu sefer o kadar büyüdü ki daha önce orbit culture'ı izlediğimiz yerde toz altında kalınca kendimi daha geriye ve popülasyonun seyrek olduğu bir yere doğru attım. randy blythe bu arada istanbul ile ilgili güzellemeler yaparken konuyu istanbul'un kedilerine ve kendi kedisine getirdi. sırf burada sahnede giymek için kedisi dracula'nın fotoğraflarını bir tişörte bastırmış. uzaktan adı dracula'yı seçtim de kedi olduğunu anlamamıştım kendisine kalp attık o da "now you've got something to die for" şarkısını istanbul kedilerine adadı.

orbit culture'da ses ne kadar iyiydiyse lamb of god'da ise bir o kadar kötüydü, ne foh'un sırasından ne de daha arkadan iyi bir ses duymak imkansızdı, konsere katılan başka kişilerden öğrendiğim kadarıyla önlerde de çok kötüymüş. bildiğim zaten iki şarkıları var ikisini de tanıyamadım ve konserin pek de anlamı da kalmadı benim için. vokaller hiç yok, bateri ise içimize içimize işledi. iki grup arasında ses nasıl bu kadar değişebiliyor, o sound check ne işe yarıyor gerçekten bilmiyorum.

tabii bu konserde özellikle metal konserlerinde zeminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladık çünkü orbit culture bir yana üstüne bir de lamb of god'da iyice büyüyen pitlerden öyle bir toz toprak kalktı ki kıyafetlerin ayakkabıların rengi değişti, maruz kalanlar boğuldu, ben şahsen bir gün boğaz ağrısıyla yattım.

bu konserde genel alanda ve genel alanda da pitlerde uzak noktalarda olmayı tercih ettim, genelde zaten fibromiyalji sahibi ve kronik ağrı çeken birisi olarak tehlikeli olabilecek hareketleri yapmamaya çalışıyorum. diz ağrısı çekebildiğim için konserlerde eğer aceleden unutmadıysam mutlaka dizliğim dizimde takılı olur. yine de mosh pit yanımda olur mu, tek başıma kalırsam başıma bir şey gelir mi diye korkarak gittiğim pantera'dan mosh pit'in sınır kişilerinden biri olmak durumunda kalıp hiçbir darbe almadan çıkabilmişken; arkalarda nispeten boşça, sağımda solumda geçmek için gayet rahat iki üç kişilik boşluklar varken arkamdan geçen birisi tam sırtımın ortasını hedefleyip omuz atıp yürüdü gitti. pit'e katılmayan, moshing yapmayan, kendi halinde, dizinde dizlik kenarda duran insana bu şekilde bir harekette bulunmak iyi niyetli değildir ve fiziksel saldırıdır. dizim sakat da olsa, kilolu dobidik görüntümün altında küçüklüğümden beridir spor yapmanın ve senelerdir ağırlık çalışmanın getirdiği bir kas kitlesi olduğu için uçmadım ama çok olasıydı, netekim benden daha ufak tefek circle pit'in kenarında ama dışında kalan bir diğer kız arkadaşıma da benzer şekilde hedef seçip yandan girişmişler, kendisi uçup yere kafasını çarpmış. ertesi gün her yeri ağrıdı, üstü başı yırtıldı. 45 yaşımdayım, çoğunluğu rock/metal farklı tarz tür bir çok mekanda belki de sayısız konsere gittim, böyle bir muamele ne gördüm ne duydum. mosh'a katılırsın olur bir iki darbedir şudur budur, circle pitte o da olmaz. konserin bütün tadının kaçması yanı sıra insan her şeyi düşünüyor, işin içine kadın olmayı da kattığınızda çeşitli travmalar ve korkular da tetiklenebiliyor.  malesef bu konser benim kişisel tarihime kara leke olarak geçti. bu insanlar arkadaşınız değil, patlamaya hazır belalarını arayan el bombaları. bu insanların müzik severlikle, stres atmakla, eğlenmekle falan alakası yok, bu tarz insanların konserlerden ve metal camiasından dışlanması gerektiğini düşünüyorum.

bu seyirci profili sebebiyle de bir daha konserine gidilmeyecek gruplar listesine alıyorum orbit culture ve lamb of god'ı.

21 Temmuz 2026 Salı

19 temmuz 2026 savatage konseri

veee senenin en beklenen konseri!! bayanlar baylar, savatage ilk kez türkiye'de!

ne zamandır dinlediğimi tespit edemediğim için diyelim ki 20'li yaşlarımdan beri dinlediğim, imzalı backstage pass'lerini kuzenim'de gördüğümden beri konsere gelmelerini beklediğim savatage ile tanışmamızdan beri 25+ yıl, bileti aldıktan 8 ay sonra kavuştuk!

savatage öncesi rahat rahat izleyelim diyerek lifepark'ın yolunu erkenden tuttuk. bir vegan olarak yine tek seçeneğim yağın tadını bolca aldığım patates kızartmasıydı, velhasılı kelam sohbet laklak derken alkera için vakit gelmiş, kendimizi sahne önündeki yerimize attık. her zaman ön merdivenlerden başlayan sahne önü bu sefer küçültülmüş zorlu'dan lifepark'a alındığı için yoldan çekinen olduğu için iade etti biletini gibi bir sebebe yormak istediğim şekilde küçücük bir alandaydık. normalde sahne önü için ayrılan alan ikiye bölünmüştü. hammer genel alanda yerini almış merch satışı yapıyordu. turnenin kalan tişörtleri daha fazla ve çeşitliyken türkiye için arkası bu kadar çirkin iki tişörtün tasarlanmış olmasını anlamıyorum. lanetpark'ın reklamını yapmak istemesem de orijinal tişört istediğim için bir tişört aldım. suç tabii ki hammer abilerde değil, kendilerini seviyoruz.

alkera'yı geçen sene headbangers weekend'de izledim sanıyorum bendeki algı pozitifti ama nedense bu konserde pek sahneye hakim göremedim. biraz okul müsameresi gibi çalıp gittiler. onlara ayrılan sürenin de kısa olduğunu düşündüm açıkçası. daha iyi performanslarını görmek isterim.

bu sene türkiye'ye gelmeden önce avrupa'da iki festivalde yer alan grup prelude to maddness turnesi başlangıcı için istanbul'u seçti ve bize 2 saatlik 23 şarkılık bir ziyafet verdiler.

rahatsızlıkları sebebiyle turneye çıkamayan fakat meşaleyi zak stevens'a devreden jon oliva'nın eksikliğini hissetsem de zak'in pozitif enerjisi, seyirciyle iletişimi, yaptığı lavukluklar (= ve güçlü vokali ile sahneyi doldurduğunu söylemem ve hakkını vermem lazım. zakk'ten zak'e açık fark var, açık bir şekilde gördük...

geçmiş playlistlerinden feyz alarak beklediğim ve hemen herkesin tahmin ettiği tüm şarkılarını ve süpriz başka şarkılar da çaldılar. en büyük süpriz ise believe'ın başını kayıttan jon oliva'nın söylemesi sonra grubun sahneye gelip eşlik etmesi oldu sanırım. seyirci ise beni hiç şaşırtmayarak pek çok şarkıda olduğu gibi bunda da ilk notadan son notaya kadar eşlik etti. hayır, hüngür şakır ağlamıyorum gözüme nota kaçtı!

bu arada bütün grubun ne kadar enerjik, seyirciden ne kadar pozitif etkilendiğini, mutlu olduğunu ve konseri sırıta sırıta devam ettirdiklerini görmek de beni mutlu eden şeylerden beri oldu. zak kısa bir konuşma yapıp işte ilk defa geldik böyle bir seyirci beklemiyorduk şaşırdık sizi seviyoruz falan gibi bir şeyler söyledi ve heyecandan olduğunu düşündüğüm gergin bir kahkaha attı. ben de boş bırakmadım "we love you, too" diye bağırdım. duymuşlardır umarım, çünkü i love them, too.

gelişte welcome, aralarda all that i bleed, demian, mentally yours, sahneden gidişlerinde when the crowds are gone, exit music gibi parçalar olsa zevkten 4 köşe olmaz mıydım? ölsem de gam yemez miydim? evet. ne yaparsın insanoğlu aç işte, doyamadım ben bu konsere. uzun süre noooooo, dont gooooo diye bağırdım ama tabi yetmedi hehe

yani bu öyle bir konserdi ki, hem abim, yengem hem eski dostlarım hem yeni dostlarım hem kaybedip yeniden bulduğum dostlarım hep beraber aynı notaları ruhumuzda hissettik, bir avuç yağmur diledik. uzun süre zihnimde kalacak hatırladıkça mutlu olup hüzünleneceğim.

17 temmuz 2026 suede konseri

biraz tarz tür değişikliği yaparak bugün de suede konserinde soluğu zorlu'da aldık.

zorlu ulaşım olarak bana en kolay ama hem zorlu binasının yapımı sırasında dönen olaylar, hem de zorlu gruptan dolayı en uyuz olduğum mekanlar listesinde (hangisini seviyorsun derseniz harbiye var, park orman var..) ayrıca yaz günü kapalı yerde konser kötü oluyor. kışın havalandırması iyi çalışsa da yazın avm ile birlikte havalandırma asla yeterli olmuyor, the gathering konserini verilen sisten boğularak ve anneke'nin bile isyan ettiği sıcakla savaşmaya çalışarak geçirmiştik.

suede'e ön grup sren çıktı, kendilerini daha önce hiç duymamıştım ve sözleri de anlayamadığım için acaba yabancı bir grup mu geldi dedim, ilk iki şarkı, gitar çalan hatun vokal falan gerçekten çok etkileyiciydi ancak ikinci ya da üçüncü şarkıdan sonra vokalin gitarı bırakmasıyla modumuz düştü, şarkılar tekdüze ve birbirinin aynı gibiydi, bir an the pineapple thief'e ışınlandım. haydi gidiyorlar son şarkı dedikçe üç şarkı daha çaldılar, modum o kadar düşmüştü ki son şarkılardan da keyif alamadım. vokalin gitar çaldığı şarkıları çok daha güzel ve vokal de daha başarılı. ışıkçıya da iki çift lafım var, paranı mı az verdiler neden grubu karanlığa boğdun? bütün performansı backlight izledik neredeyse.

suede konseri için de sahne önü alanı ayrılmıştı, daha önce the gathering'den sisin kaldığı alan olarak tespit ettiğim perde ile aynı seviyeden kesmişlerdi. salon ise suede için bence çok boştu.

son albümleri kapsamında turneye çıkan suede daha önce de memlekete gelmiş ancak benim için ilk konserleriydi. suede, normalde çok dinlemediğim ama tabii ki ergenliğime damgasını vurmuş şarkıların sahibi olmasının yanısıra, erken yaşta cinayete kurban giden yumuşacık sesli ve müzik zevki müthiş olan radyo dj'i emre kuytu'yu kendi yarı çapımda anmak için katılmak istediğim bir konserdi. emre her programında mutlaka suede'in ne kadar şahane bir grup olduğunu anlatır ve en az bir şarkılarını çalmadan programı bitirmezdi.

netekim hem grup hem brett anderson emre'nin övgüsünü ne kadar hak ettiklerini seneler sonra dahi gösterdiler. brett anderson konser boyunca bir saniye bile yerinde durmadı, kâh sahne önüne indi, kâh yerlerde süründü, kâh miktofonun kablosu ile akrobatik hareketler yaptı, üzerindeki siyah gömleğe terden bir ton daha siyah kattı. taş gibi çaldılar taş gibi söylediler. gerçekten gittiğime ve o sıcağı çektiğime değdi benim için. grup ne kadar muhteşemdiyse, seyirci de bir o kadar berbattı, eşlik edilmesi için brett mikrofonu uzattığında uuuu diye bağırmak neyin kafası, nerdesiniz aynı konserde miyiz? gibi soruları sordurdu bana. setlist'tek tek eksik ise she's in fashion oldu, olsun bir sonrakine kısmet (=


12 temmuz 2026 pantera konseri

 ve yılın en çok beklenen konserlerinden biri pantera! 

12 temmuz alphaville konseri de açıklandığı için çok üzüldüm, alphaville'i de bir kere olsun canlı görmek isterdim ancak pantera sevgim daha ağır bastı açıkçası. anselmo hayranlığım zaten ayrı bir dava (=

konser'in en büyük süprizi cavalera conspiracy'nin ön grup olarak açıklanmasıydı bence. her ne kadar 2003 ve 2025'te sepultura'yı izlemiş olsam da cavalera biraderleri de bir arada görmek bugüne kısmetmiş. malesef onlardan da önce sahneye çıkan bodysnatcher'a yetişemedim onlarla ilgili bir yorum yapamayacağım, ben alana giriş yapıp merch'e yanaştığımda cavalera'lar ilk şarkıları refuse/resist'i çoktan çalıyordu.

böylece en sevdiğim şarkılarından birini merch'te yiyip sahne önüne arkadaşım ve kızının yanına geçtim. chaos a.d. çalacaklarını zaten biliyorduk, manifest ve the hunt dışında hepsini çaldılar, araya bir de policia kattılar. performansları o kadar iyiydi ki ve seyirciyle iletişimi o kadar iyi kurdular ki seyirci zaten daha onları izlerken pert oldu, bence cavalera ve pantera arasındaki boşluk gereken enerjiyi toplamak için yeterli değildi ((= aradaki walk girişi de sanıyorum seyircinin büyük kısmı tarafından takdir toplamıştır. neyse şimdi kendilerinden dinlersiniz dediler ama zakk gerçeği diyorum biraz sonraya saklıyorum o yorumu...

netekim cavalera conspiracy on numara beş yıldız bir performans sergiledi, seyircinin içinden geçti, pantera'ya selam çaktı, hem yıldız hem alçakgönüllü hem profesyonel nasıl olunurun resmini çizdi, üstüne de yetinmedi ön gruplara nasıl ön grup olunur dersi verdi bence. hiç küçümsenmeyecek ve es geçilmemesi gereken bir performans olduğunu düşünüyorum.

cavalera conspiracy sahne'den gittikten sonra siyah üzerine kırmızı pantera yazılı kocaman bir perde sahneyi kapattı. artık ne hazırlık yapıldı tam bilmiyoruz (süpürmedikleri kesin) fakat geçenlerde kaybettiğimiz bonnie tyler'ın total eclipse of the heart'a hep beraber eşlik ederek kendisini yâd ettik eski topraklar olarak. 

bir kaç şarkı daha sonra regular people ve in heaven kayıtları sonrası perdenin düşmesi ve hellbound ile pantera sahneye teşrif etti. iki ya da üçüncü şarkıdan sonra anselmo bütün şarkıları dimebag ve vinne için çaldıklarını söyledi tabii ki büyük bir alkış aldı. her şarkıdan önce hangi şarkıyı çalacaklarını söylemesi de benden ayrı bir takdir kazandı. 

benim en çok beklediğim şarkı i'm broken'dı, süpriz yapıp suicide note pt 2 ve 10's'i de söylediler ki 10's de yine canlı dinlemek istediğim ama metallica'ya ön grup çıktıkları konserlerde çalmadıkları için beklemediğim bir parçaydı. benim için sevindirici oldu. 

walk'a sıra geldiğinde ise bir sıçış oldu, şarkıya tekrar başladılar. hani olur böyle şeyler de zakk'ın gitar tonları beni en çok bu şarkıda rahatsız etti. abicim neden yanlış notadan çalıyorsun, neden ritmi bozuyorsun. ben zakk wylde izlemek istesem black label society izlerim -ki biletim vardı- biz hepimiz pantera izlemeye gelmişiz, neden bozuyorsun? neden? neeee-deeeeennnnn??? 

evet isyanımdan sonra toparlayacak olursam domination ve hollow'u birleştirip hakkını vermemelerine de bozulduğumu söyleyebilirim, bise gitmeden fucking hostile ile setlisti bitirdiler. ilk defa geldiğin ve headliner geldiğin yerde az daha farklı bir setlist, iki üç şarkı daha söyle diye bekliyor insan, ama işte beklediği ile kalıyor. "if and when we comeback, who's gonna be there?" sorusunun cevabı ise tabii ki ben yani. zakk'e uyuz olduysam da pantera ve anselmo sevgim ağır basacak. bir dolu insanla birlikte i'm broken diye bir daha haykırmak istiyorum ayrıca.

konserde en merak ettiğim şey anselmo'nun turnedeki diğer konserlerdeki gibi çıplak ayak olup olmayacağı idi, (evet böyle saçma şeyler merak ediyorum) ayakkabılarını çıkardığını görmemiştim ama giydiğini gördüm ve sahneden öylece gitti.

özleneceksiniz kovboylar..


11 temmuz 2026 beat konseri

konser maratonuna beat ile devam ettik, king crimson'dan adrian belew ve tony levin'e steve vai vei danny carey'in eşlik ettiği saykodelik deneysel king crimson gecesi, açık hava tiyatrosunun dolmaması ile hem üzdü hem sağım solum önüm arkamın boş olmasıyla rahat izleme imkanı yarattı. iki set halinde o nasıl bas gitar, uzayda mıyız nerdeyiz, bateristin rahatlığı nedir arkadaş diye diye çok keyifli bir vakit geçirdik. normalde king crimson hayranı değilim ve pek de dinlemem açıkçası, tabii bu konserden zevk almama asla engel olmadı çünkü canlı müzik çok kıymetli ve hem desteklemek lazım hem de güzel müziklerin çalındığı bir konserden güzel terapi var mı dünyada?

grup güzel, ortam güzel, mekan güzel daha ne olsun?

10 temmuz 2026 the offspring konseri

 2005'te rock'n'coke'a gelen o zaman daha zıpır hallerinde olan offspring'i hezarfen havaalanına kim gidecek kim gelecek kim kamp yapacak da tutulmayacak düşüncesiyle kaçırmış olan bendeniz 21 sene sonra ülkemize gelmeye karar verdiklerinde kaçırmayarak biletleri çıktığı anda havada kaptım hemen. 

bu güzel güzide konserimiz öncesi tabii ki setlistler araştırıldı, youtube'da diğer yakın zaman performanslar izlendi ve beklenti ona göre ayarlandı: beklentiyi fazla yüksek tutma, dexter'da ses kalmamış, şarkılar da na bunlar diye... ve en nihayetinde konser günü geldi çattı, cuma akşamı mesai çıkışında anadolu yakasından yollara dökülüp istanbul'un güneyinden kuzeyine taa lifepark'tan denen, nerede olduğunu kendi de unutmuş, gelmesi başka çile, gitmesi başka çile yere doğru yollara koyulduk. bu sefer konser badim ortaokul lise sıralarında americana'yı birlikte keşfettiğim sınıf arkadaşımdı.

kendimizi lifepark'a attığımızda kapıda kaldık çünkü ne giriş ne çıkış oluyordu. sonradan öğrendik ki lifepark uygulaması çökmüş, ödemeler girişler çıkışlar her şeyler patlamış. 15 dk içinde yazılım ekipleri müdahale edip güncelleme geçmişler. aferin cnm sonra uygulama gene çöktü yalnız..

her neyse bir süre bekledikten sonra sahne önü biletlerimizle hızlıca aramadan geçip kendimizi merch alanına attık. hammer müzik'ten haluk ve enis beyler her zamanki gibi işlerinin başındaydılar. 4 farklı model tişörtten sadece bir tanesi tur tişörtüydü, üzerinde stupid dumbshit goddamn motherfucker yazanı almak isterdim ama iki tişörtde 1500'den 3k vermek içime sinmediği için kuru kafalı tur tişörtünü almayı tercih ettim.

buradan kendimizi konser alanına attık, bu arada ön grup second çoktan çıkmıştı. normalde her konserde sağ ve sol taraftan sahne önüne geçiş koyan lifepark bu sefer ters köşe yapıp sol taraftan geçiş vermemişti, kendimizi bir şekilde sahne önüne atıp biralarımızı alıp second eşliğinde güzel bir yere konuşlandık. hatta geçen sene headbangers weekend'de manowar'u izlediğim yerde olduğumu tahmin ediyorum. sahneye ne tam yakın ne çok uzak. konseri kayda aldıkları için kameramanın totosunun arkasında kaldık ama ilerleyen dakikalarda eğlencemizi hiç bozmayacaktı...

second türlü siyasi göndermelerini araya sıkıştırdığı hop zıp şarkılarını icra ettikten sonra heyecanla offspring'i beklemeye koyulduk, bu arada belki de hayatımda ilk defa sahnenin elektrikli süpürge ile süpürüldüğüne şahit oldum. sahne hazırlanırken görevlileri izleyerek bayağı eğlendik (=

offspring tam saatinde come out and play ile sahneye giriş yaptı. bu noktadan benim için black sabbath kısmına kadar hoplayıp zıplayarak geçti. bir ara iskeletor figürler şişirdiler arkada ve onlar bayağı kaldı ama ne zaman açtılar ne zaman kapadılar hatrımda değil. her neyse, kara sabahat'i sevmeyen ve tepki çekmekten korkusuna sever gibi yapmayan ben, bu şarkılarda sadece eşim için noodles'ın kaydını aldım, hele bunların üzerine taylor swift -şimdi swiftiler gelip dövmeden söyleyeyim kendisini de dinlemiyorum, çok çabaladım numarası neymiş yaa bi dinleyeyim diye yok olmadı- şarkısı ve taylor swift'te wall of death yaptırma çabaları komik oldu bayağı. headbangers weekend'deki wall of death'lerden sonra şaka gibi bişi oldu bu. bu kısımların güzel tarafı dexter ile noodles'ın sohbetleriydi, biraz metinden tabi, yapacak bir şey yok, eğlendik. 

netekim bu kısa moladan sonra tam gaz offspring şarkılarına devam ettik, üzerimize attıkları toplarla yine çok eğlendik ve onlar da bunu fark ettiler. türk seyircisi top olsun, balon olsun seviyor efenim oynamayı.. pretty fly'da da beklendiği gibi pretty fly abimizin gel gel balonları şarkıya eşlik etti.

pek çok setlistlerinde self esteem'i görmediğim için bu konserde de çalmayacaklarını düşünürken, bis'te ikinci parça olarak çalmaları beni çok mutlu etti. hep bir ağızdan bunu da çığırdıktan sonra konser malesef bitti. 

konser bitti ama çile bitmedi, geri dönüş için tek seçeneğimiz servislerdi; sahne önünün boşalmasını beklememize rağmen bir şekilde son şarkıda çıkıp kuyruğa giren insanların önüne geçebildiğimiz aramızda arabaların kontak kapatmak zorunda kaldığı saçma bir düzenden servislere gittik. saçma süreler beklediğimiz servise saçma paralar ödedik. neyse ki hacıosman metro açıktı ve çok bekletmedi de evimize dönebildik. sanki şehrin içinde daha ulaşılabilir alanlar yokmuş gibi burada konser verilmesine hala tepkiliyim.


14 Temmuz 2026 Salı

2 temmuz 2026 robert plant saving grace konseri

 yine yeniden bir konser ile aranızdayız, gitmesi ok, dönmesi biraz gıcık fakat küçüklüğümden beri sevdiğim harbiye açık hava tiyatrosunda led zeppelin'den tanıdığımız ve sevdiğimiz robert plant'i onikinci studyo albümüne de adını veren ve yedi denedir turladığı saving grace grubu ile birlikte izlemeye gittik.

suzi dian'ın ve matt worley'in sesi plant ile çok uyumluydu kesinlikle ama ben worley'e daha bir hayran kaldım.

ben pek led zeppelin bilmem açıkçası, favori parçaları benim için communication breakdown'dır, dolayısıyla konserde çalınan led zeppelin şarkılarını da tanıyamadım. biraz folk, biraz pyschedelic, biraz gospel ortaya karışık bir performans sergilediler.

pek fazla yapabileceğim de bir yorum da bulamadım, benim için bir daha göremem dürtüsüyle gittiğim konserlerden biri olarak yerini aldı.

13 Temmuz 2026 Pazartesi

30 haziran 2026 trivium konseri

 trivium konseri bu senenin bonusu oldu benim için. uniq'i ve uniq'e gitmeyi sevmediğim gibi trivium'u da ön gruplarını da tanımayarak arkadaş gazına gittim. girişte bir kişi genişliğinde koridorlar yapmışlar ve bir başına bir sonuna görevli koymuşlardı, her ikisi de kimlik bakıyordu. neden belli değil. kimlik var mı? var. yaş kontrolü yok, öğrenci kontrolü yok, kimlikteki sen misin değil misin yok, sadece var mı diye baktılar resmen. bu arkadaşları geçince de aramadan geçiyorsun, burda da güvenlik kulaklık tıkacıma kadar her şeye didik didik baktı. her konsere aynı çantayla giriyorum hiç böyle didik didik edilmemiştim, yelpazemin askısı bile problem edildi nedense.

didiklendikten sonra konser alanına ulaşabildim. sigara için bir yer ayrılmasına rağmen özellikle konser başladıktan sonra bu kimsenin umurunda olmadı. konser alanı sahne önü ve diğerleri olarak bölünmüştü. konser alanını bilenler oturmalı konserlerde bulunan bölümü bilirler, burası sahne önü ile ikiye ayrılmıştı. genel alan da arkadaki yükseklikle birlikte tek bölümdü. ses teknisyenlerinin olduğu alandan sonrası daha yüksek bir alandı ve daha arkada bir yükselti daha mevcuttu. sahanın iki yanı dışında arka alanda da ekranlar vardı ki bu alanla ilgili pozitif bulduğum noktalardan biri, arkaya doğru alanın yükselmesi de yine pozitif bir nokta. ön taraf ise bence sahne önü ile de ayrılınca iyice sıkışmıştı. 

ön grup olarak ise önce lunarsea çıktı. lunarsea çok bana hitap etmediyse de seyirciyi bayağı iyi coşturdular, ikinci sırada çıkan chontaraz ise alanda ilk defa dinlediğim dönüp de tekrar dinleyebileceğim bir grup. sahneden sonra da alana indiler, ben sempatik buldum duruşlarını ve kendilerini açıkçası. onların da seyirici ile iletişimi ve coşkusu iyiydi.

trivium ise seyirciye gaz verme konusunda doruk noktasıydı sanırım. hem türkiye'de gezilerinden bahsetmeleri, hem bir gün önce maraş dondurmacısı ile yaşadıkları ve sosyal medyaya düşen video ile ilgili dalga geçmeleri hem de matt heafy'nin türkiye forması giymesi, durup durup soyunması seyircide bayağı hareketlilik yarattı. bu arada sokak kıyafetlerinden asla tahmin edilemeyecek bir kastan adam olduğunu da sergiledi. sahne önünün hemen arkasındaki genel alan maceramı fabrika gibi sigara içenler ve hemen yanımda açılan mosh pit sebebiyle bitirip bir arka alanın arka ortasına geçtim. daha medeni ve sahneyi daha rahat gördüğüm bir açı oldu. trivium'u neredeyse ilk defa dinlediğim için ve bir takım kişisel sıkıntılarımdan dolayı konsere pek adapte olamadım ama çevremdeki herkesin fazlasıyla eğlendiğini söyleyebilirim.

bu da böyle bir anı olarak kalsın.


26 haziran 2026 kızılordu ve hayko cepkin konseri

senenin en heyecan verici olaylarından biri benim için bu konserdi. hayko cepkini kendi konserlerinde, müzikallerde izlemiş, sosyal medyada da takip eden birisi olarak hayko cepkin şarkıları olmayacağını farklı bir şeyler çalıştıklarını biliyordum ve çok acayip bir şeyler olacak diye bekliyordum da bunu beklemiyordum.

efenim netekim konser badimle harbiye açık havaya vardık, en fakirinden aldığımız koltuklarımızı bulduk ve yerleştik ama daha perdede yazan aleksandrov rus kızılordu korosu orkestra ve dans topluluğu yazısından bu konserin reklamlarının yapıldığı gibi bir hayko cepkin konseri ya da ağırlıklı hayko'nun olacağı bir konser olmayacağından işkillendim.

konser istiklal marşı ve ardından rusya ulusal marşı ile başladı, tüylerimiz diken diken oldu.

konserin geneli rusça şarkılar ile dans topluluğunun gösterileri ve araya serpiştirilmiş türkçe marş/şarkılardı. türkçe'lerde hayko mutlaka sahnedeydi ve iki rusça şarkıda da koroya eşlik etti. bir süre sonra seyirciden "hayko" sesleri yükselmeye başladı hatta birisi "hayko pabucu yarım" diye seslendi, bunlara mutlaka cevabı olacaktır diye düşünmüştüm ki netekim ikinci yarıda sahneye geldiğinde çok usturuplu bir şekilde biz ev sahibiyiz ama ben de onların misafiriyim ayıp oluyor gibi bir şey söyledi ancak daha önce de ifade ettiğim gibi konserin reklamları hayko cepkin ve rus kızılordu olarak yapıldığı için özellikle hayko hayranlarının beklentisi bu değildi ve bu tepki de ayıp geldi ama tuhaf gelmedi açıkçası. format ya da akış ile ilgili daha açık olunsaydı belki de bu insanların çoğu bilet almayacaktı bence, bu organizasyona bilet sattıran hayko cepkin adı oldu. bir de ilk yarıda sahneye bir şarkı için eşlik etmeye çıktığında şarkı sonunda ikinci yarıda daha çok birlikte olacağız diyip gitti ama ikinci yarıda da tahmin edilen gibi olmadı. bu direkt hayko cepkin'in sorumluluğudur demiyorum ama bu şekilde bu konserin pazarlanmasında sözü geçiyordur ve bence dur diyebilirdi. 

bunun dışında kızılordu korosunun disiplinine, dans topluluğunun yeteneğine zaten diyecek bir şey yok. hayko'nun yetenekleri ve samimiyeti zaten belli, seviyoruz kendisini, yine de memleketteki yabancı çokluğu ve gittiğim konserlerde sahne önünü doldurup put gibi duran ruslar yüzünden bende oluşan antipati sebebiyle formatın bu olduğunu bilsem bu konsere gitmezdim ne yalan söyleyeyim. umarım diğer gidenler memnun kalmıştır.

6 Temmuz 2026 Pazartesi

25 haziran 2026 the gathering konseri

üst üste konser maratonunda perşembe gününü the gathering'e ayırdık. anneke ile birlikte mandylion'ın 30. senesini hep beraber kutladık. 

the gathering ile kavuşamadan önce bu konsere kadar adlarını hiç duymadığım fakat acayip fanları olduğunu öğrendiğim the pineapple thief adlı arkadaşları izledik. daha önce biraz biraz dinlemiştim, iş yaparken vs arkada gideri var, fakat konserleri o kadar sıkıcıymış ki kelimenin tam anlamıyla tutuldum, son şarkıya gelene kadar bütün şarkılar birbirinin aynısı gibiydi, bir şarkıda vokal üç kere gitar değiştirdi falan fakat gerçekten eğlenemedim. dolayısıyla kendileri ile ilgili yorumlarımı da burada kesmek istiyorum.

gathering sahneye mandylion'dan ufacık çalarak bir girizgâh yaptı, mandylion'ı tamamen çalacaklarını zaten biliyorduk ve öyle de yaptılar ancak araya on most surfaces, broken glass, great ocean road, probably built in the fifties ve analog park da eklediler. anneke neredeyse hiç durmadan hopladı zıpladı ve dans etti, rene amcam bir ara gitarlarda ben de buradayım helloo dedi ama onlar da biliyor olmalılar ki biz türkler anneke'yi ayrı severiz. netekim anneke zıpladı biz zıpladık, o headbang yaptı biz headbang yaptık, o ellerini havaya kaldırdı boynuz yaptı biz de yaptık, haydi siz söyleyin dedi biz söyledik. netice itibariyle özlemişiz.

gecenin benim için en beklenen parçası mandylion'dan da son parça olarak çaldıkları ama albümün ilk parçası olan strange machines idi. sonrasında bis'te travel ve saturnine söyleyerek 1 buçuk saatlik bir set ortaya koydular. biraz sohbet biraz muhabbet elbette konser süresi tam bu kadar değildir fakat gene de doyamadık. gönlüm isterdi ki nighttime birds de söylensin ama malesef olmadı. o kadar iltifata standart setlisti bırakıp gittiler. dave mustaine'in seven gösterir sözleri tekrar bir kulağımda çınlamadı değil.

velhasılı kelam bu konser de zorlu'nun nedense havalandırmasız ve bol gaz bastıkları salonunda çok gazlı az buruklu olarak böylece bitti.

24 haziran 2026 pet shop boys konseri

çılgın bir megadeth konserinden sonra kendimi bu dönem en çok beklediğim günde buldum. jüri günü!

ytü'de tezsiz yüksek lisans yapıyorum ve final haftasında yaparlar diye beklediğim dönem projesi sunum gününü finalin sonraki haftası pet shop boys ile aynı güne getirdiler.18:00'de başlamasını beklediğimiz sunumlar ancak 20'de başladı ve 22:00'de life park'ta başlayacak konsere 20 dakika geciktik malesef. bu konsere abim ile gittiğimiz için kendisi de benden dolayı gecikmiş oldu. suburbia ve can you forgive her tamamen kaçtı, opportunities'de araba için park yeri arıyorduk, where the streets have no name'de alana yürüyorduk işte ucundan bir yerden rent ile yetiştik.

bu sene kendimi sahne önü ile şımarttığım ve life park'taki hollywood vampires faciasından dolayı yine sahne önü bilet almıştık. merdivenler tarafından erişim yoktu, ortada bir yere kapı koymuşlar bir de diğer uca. merdivenler tarafındaki kapıyı kapatan abi öbür kapı da kapalı dediği için ortadan insanları biraz iteleyerek biraz ezerek sahne önüne ulaştık. insanları iteleyip kakalamak ya da ezmek benim tercihim değildi hepsinden yol rica ettim fakat ya duymadılar ya sallamadılar. eninde sonunda sahne önüne sol tarafa ulaştığımızda ise o kapının açık olduğunu görünce biraz sinirimiz bozuldu. life park yine yapacağını yaptı yani.

pet shop boys konseri festival kapsamında olduğu için yemek alanı genel konser alanından ziyade piknik masalarının olduğu alt alanda yerleşmişti. bir vegan olarak bira patates dışında bu sefer bir de kuruyemiş/mısır patlağı opsiyonu buldum asdf headbangers weekend anılarım canlandı, ilk günü kaçırsa da iki gün beni alanda yalnız bırakmayan salpa bar'ı yad ettim.

konsere dönecek olursak da sahneden başlamak isterim çünkü alice cooper'dan sonra düşünülmüş emek harcanmış bir sahne daha gördüm. sahnede aşağı yukarı hareket eden ve sahnenin önünü arkada gruptan ayıran bir perde ya da led sistemi vardı. tam çözemedim ne olduğunu. sahnenin arkasını ise çepeçevre hareket eden ışıklı kulelerle çevirmişlerdi. kimi zaman equalizer gibi kimi zaman şehir silüeti gibi ışıkları yanarak şarkılara eşlik ettiler.

velhasılı kelam sahne önündeki boşluğa kendimizi atmamızdan sonrası eğlenerek geçti, hep beraber domino dancing söyledik, new york city boys, a new bohemia derken zıpladık hopladık sonra love comes quickly'de neil tennant sahnenin bir ucundan başlayıp öbür ucunda şarkıyı bitirirken büyülenmiş gibi onu izledik.

paninaro, always on my mind derken what have i, what have i, what have i done to deserve this? diye kendimizi sorgularken bulduk. sahnenin iki kenarında sokak lambası dekorları vardı ve bunlar hareket edebiliyormuş, yol işiçisi kıyafetli abiler what have i done to deserve this'te bu aydınlatmaları sağa sola götürdüler. bu kadar uğraşıp neden motorize bir sistem  yapmadıklarını anlamadık ve komiğimize gitti. go west ile lgbt bayrağını sonuna kadar açıp hemen ardından it's a sin ile kalbimizden fethettikten sonra ise sahneye veda ettiler. tabii ki bis ile geri dönüp söylemelerini mutlaka beklediğim west end girls'ü kendi gençlik imajlarının üzerinde dönüp durduğu perdenin önünde icra edip being boring ile sahneye ve bizlere veda ettiler.

kendi adıma sahnede bir kere gördüğüm için çok mutluyum. gene gelirlerse gidebilirim de, çok tadındaydı diyip gitmeyebilirim de açıkçası. daha önce de demiştim bazı konserlere sırf hayatımın bir noktasında vardılar görmeliydim dürtüsüyle bilet aldım, bu da onlardan biriydi. bakalım bizi nostaljik başka hangi esnitiler bekliyor...


4 Temmuz 2026 Cumartesi

23 haziran 2026 megadeth konseri

 yine müthiş kalabalık, yine küçükçiftlik park, yine güneşte pişmiş beton zemin ve yine megadeth!


bu sene ön grup kaptan kadavra seçilmiş, şahsen tarzları bize çok uymadığı için konsere birlikte gittiğimiz abim ve arkadaşım ile biraz kapı önünde oyalandık. bu sefer parama kıyıp sahne önü bilet aldığım içinse ne girişte ne seyirde hiç pişman olmadım. girişten elimizi kolumuzu sallaya sallaya girdik. kendimi direkt merch standına attım ancak hep s beden ya da hoodiler kalmış. bizim metal camiası genelde enine boyuna insanlar tabii ki s kalması çok normal de neden daha fazla baskı yoktu üzdü. guns and roses konser merch'ünden sonra ikinci üzüldüğüm konser bu oldu. gerçekten güzel tasarımlar vardı. bu arada genel girişten giren arkadaşlarla da paslaştık orda da sadece s kaldığı için elimiz boş döndük hepimiz eve.

bu arada 21:30 megadeth'in çıkışı dendiği için kendimizi saldık sohbet muhabbet derken bir anda alandaki bir diğer arkadaşımın beni tutup sahneye çevirmesiyle bir baktım dave yardırıyor (21:11) lan noluyor diyemeden tipping point ile kaynamaya başladık bile. çok karışık setlistler vardı, benim en çok istediğim dread and the fugitive mind ile in my darkest hour idi. %50 ile bu sefer idare ettim artık. a tout le monde'u söylemediğine ise sevindim, bu şarkıyı kaldırabilecek bir ruh halinde olduğumu pek sanmıyorum çünkü.

daha önce pek çok şarkısını abimden dinlediğim fakat benim sahip olduğum ilk albümü olması dolayısıyla countdown to extinction'ın ayrı bir yeri var. bu albümden dört parça çalmaları dolayısyla beni fazlasıyla mutlu etti (=

her konserde istanbul'u ne kadar sevdiklerini dile getiren (2024-2025-2026) üst üste üç sene gelerek ve bu veda turnesini geçen sene istanbul'dan başlattıklarını fakat turne kapsamında tekrar geleceklerini söyleyip sözünü tutan dave; sevmek öyle kuru kuru söylemekle olmaz, bunu göstermek de lazım dedi ve ilk defa puppet parade'i türkiye'de canlı çaldılar.

benim konserlerden hatırladığım dave hep en önde yardır yardır durur fakat bu konserde hem üç dört şarkıda bir ara verir gibi sahne arkasına geçtiler hem de çok defa kenarda ya da amfilerin önünde olduğunu gördüm. yaşlanmış mı, yaşlanmış, o kadar hap ot çöp ben de bünyeme soksam üstüne de kanser atlatsam kim bilir ne olurdum diyorum. mustaine'in sesi şöyle böyle diyenlere de, adamın iddiası hiçbir zaman için mükemmel bir vokal olmak değildi, bence iyi bir vokal olmak bile değildi, hızlı ve tehlikeli gitar çalmaktı, bunun da hakkını verdiğinde hemfikirizdir sanırım. adamın gitarıyla dünyayı kurtardığı bir çizgi film bile var: looney tunes fandom

artık setlist.fm sağolsun hangi konserde ne çalınacak aşağı yukarı biliyoruz da symphony of destruction ve ardından peace sells geldiğinde sona da yaklaştığımızı anladım. holy wars diye bağıranlara itiraz ediyordum "haayıırr son şarkı onu çalmasınnn" diye çünkü yine bir konser anlamadığım baş döndürücü bir hızda, kâh pogo yaparak, kâh şarkı sözlerine eşlik ederek, kâh ağzımızla gitarı taklit ederek geçti. bir daha görürüm göremem veda turnesinde on kere gezerler dünyayı bilemem ancak bu son konserdiyse benim için gayet iyi bir son konserdi.

let there be shred! \m/

20 haziran 2026 chris isaak konseri

konser öncesi bir anda bir arkadaşla birlikte gaza gelip bir de indirim bulmamızla cumartesi günü kendimizi chris isaak konserinde bulmamız bir oldu. çevremde kendisini tanıyan herkes gibi ben de kendisini wicked game ile tanıdım ama blue hotel, baby did a bad bad thing, somebody's crying, san francisco days derken bir fan olarak olmasa da arada bir dinlediğim ve ergenliğimin tekrarlayan isimlerinden birisi olarak bir de canlı kanlı görmek istedim. bu ara bazı konserlere "bir daha görmek nasip olur mu ki?" düşüncesiyle özellikle gitmeye çalışıyorum, hele ki bu sene tam bir '90'lar fırtınası esiyor. bazıları bir iki şarkısını bildiğim isimler, bazıları -alice cooper- hayranı olduklarım, bazıları ise chris isaak gibi arada olanlar.

biraz zamanlama şaşması, otobüsün rota değişmesi nişantaşı sokaklarında şaşkın yayalar ve istanbul sürücüsü arasında biraz da yer yönümü kaybederek harbiye açık havadaki konsere 10 dakika kala yetiştim. arkadaşımla buluşup içeriye girdik.

chris isaak üzeri ışıltılı pantolon ceketi ve beyaz gitarı ile sahneye arzı endam etti. yanlış hatırlamıyorsam ilk şarkıdan hemen sonra "thank you for supporting live music" dedi. bu cümle bence çok önemli, müzik sanatın ötesine geçip dev bir endüstri oldu ve sanatçıların kanını herkes emiyor. konserlere gidin, hem sevdiğiniz müzisyenler kazansın hem de ruhunuz doysun. bu arada konserin kapalı gişe olduğunu söylememe gerek yok sanırım. biz bilet aldığımızda bizim sıradaki son 7 koltuktu ve bizden sonraki 5 koltuk da alınmıştı. aralarda belki tek tük boşluklar vardıysa da dikkatimi çekmedi.

müthiş ilgili bir seyirci vardı, ne böyle bir seyirci bekliyordum ne de chris isaak'ten bu performansı bekliyordum açıkçası. 3. şarkı gibi gitarını bırakıp sadece bir mikrofonla sahneden inip amfi tiyatroda seyircilerin arasında dolaşmaya başladı. en önlerde biraz gezelenir döner dedim, beni acayip yanılttı. biz üst ortalardaydık ve yanımıza kadar neredeyse geldi. 4-5 şarkıyı bu şekilde gezerek, bazen bazı kişilere daha çok ilgi göstererek, bazen ekibiyle laflaşarak söyledi. en son buradan söylemek daha güzelmiş sahneye gelmeyeceğim dedi ama şarkısına devam edip tekrar sahneye döndü.

wicked game'i konserin başlarında söylemesini beklemiyordum açıkçası ama direkt  girince bir şoka uğramadım değil. bu arada gözüme giren telefon ışığıyla ön sıramdaki kızın kamerayı yanındaki oğlanla kendisine çevirdiğini ve video çektiğini anladım. gözüm çıktığı için yüzümü ellerimle kapatsam da wicked game sırasında sevgilisi olduğunu anladığımız oğlanın evlenme teklifi yaptığını kaçırmadık. kendinizi videoya almak nereden aklınıza geldi, kurgu bir teklif miydi yoksa neydi? o kadar romantik şarkıda bu şarkıyı seçmekteki motivasyon neydi? bizim gözümüzü çıkarmak zorunda mıydınız? soruları aklımda dolanırken konser boyunca daha hangi şarkılarda evlilik teklif edilmesi daha uygundunun kritiğini yapmaktan kendimizi alamadık (=

pretty woman, two hearts, can't help falling in love, blue hotel, san francisco days,  gibi klasikleri seslendirirken arada 40 yıllık dostu ve ritim gitaristi rowland salley'nin killing the blues'unu da rowland salley'den dinledik. bu şarkıda chris ile gitarlarıda değiştirmeleri dikkatimden kaçmadı. bence çok şık bir hareketti.

konserin sonuna doğru giderken baby did a bad bad thing de artık viral olan sekans yaşandı, açıkhava'nın kedisi sahneye arz-ı endam etti, arkadaki görevliler fenerle kediye assolist ışığı tuttular, chris şansı kaçırmadı şarkı söylerken sanki şarkının parçasıymış gibi "kitty cat"e laf attı. her şey o kadar doğal gelişti ama bir o kadar sürrealdi ki.. istanbul'un kedileri yine yaptı yapacağını (=

ışıltılı takımından disko topu takımına bu arada bir yerde geçiş yaptıktan sonra rolling stones coverlayarak bize kalçamızı sallattırdı. bütün gece hop ayakta hop yerimizdeydik, beklenmedik güzellikte konserler listesinde yerini aldı.


25 Haziran 2026 Perşembe

13 haziran 2026 alice cooper konseri

 kitaplar, eski kıyafetler, bir prova mankeni ve uyur gibi görünen bir kadın.. alice'in tavanarasına hoş geldiniz..

üzerinde alice cooper'ın illüstrasyonu olan bir kitabın kapağı açılır, ışık duman ve alice cooper! 

kitaptan çıkıp sahneyi karizmasıyla şereflendiren alice ilk notalarıyla giriş yaptığı hello hooray'den bir hızla who do you think we are'a geçti.. dur dur çok hızlı gidiyorsun diyemeden kendimizi spark in the dark'ta bulduk.



no more mr nice guy, house of fire, billion dolor babies derken koltuk altı değneğini kendine aksesuar seçen alice ile kendimizi i'm eighteen diye bağırırken bulduk. ben aralarda i am fortyfiveeeee diye böğürmüş olabilirim (= x ile y'nin arasında kalmış tuhaf bir kuşağın üyesi olarak kendimi hem yaşlı hem genç hem sakat hem sağlıklı hem böyle her şey hissettiğim yaşlardayım. benim gibi arada hissedenler için not; xennialmışız efendim biz hepimiz..
muscle of love'dan sonra eski tip cerrah önlüğü, belki biraz kasap ceketi gibi bir kıyafetle "yes, yes, i know you're hungry" ile hepimizin coşkuyla katıldığı feed my frankenstein'a geçtik.


hemen hızlı bir kıyafet değişimi ve pırlanta kolyelerle sahneye geri gelen alice dirty diamonds ile sahnenin sağ tarafını pırlantaya boğdu.
konser o kadar hızlı devam ediyordu ve o kadar dinlenmeye fırsat bulamadık ki kendimi şaşırdım açıkçası. belki caught in a dream burada çoğumuza bir es olmuş olabilir çünkü sonrasında hey stoopid, dangerous tonight ve poison ile tam gaz devam ettik. seyirci bu arada genelde durgun gibi görünse de açıkçası ben yerimde duramadım ve zıp zıp zıpladım. genel izlenimimi de insanların eşlik ettiği ve eğlendiği yönündeydi.
poison'dan sonra anna'nın gitar solosu ile şenlendik. sahne ışık, duman vs derken ablamızın karizmasına karizma kattı, eridim gittim diyebilirim.


gitar soloyu brutal planet'e bağlayıp gaz kesmeden devam etmemiz ise paha biçilemez oldu. ikonik girişli şarkılar listemde yer alan parçalardan biri kesinlikle. bu arada sahneye elektro şoklu batonlarıyla birileri atlayıp alice'ı deli gömleğine soktuktan sonra o haliyle kendisinden ballad of dwight fry'ı dinliyor ve biraz sakinledikten sonra sahnede sakin sakin yatmakta olan kadının aslında bir bebek ve hatta cold ethyl olduğunu anlıyoruz. kendisi ile türlü danslar yaptıktan sonra sahneye çıktığı kitabın üstüne fırlatıp çöp gibi ethyl ablayı.. )=


cold ethyl'dan only women bleed'e geçiş yaptığımız da ise evliliklerinin 50. yılını birlikte kutladıkları eşi sheryl'ın ethyl'ın yerini aldığını ethyl'ın canlanması ile anlıyoruz. ufak bir şoktan sonra evlilik içi psikolojik şiddet üzerine bir balad olan only women bleed'e geçiyoruz. içimiz kan ağlıyor, sheryl dans ediyor, elektro şoklu adamlar geri geliyor, alice giyotine sokuluyor, sheryl/ethyl "die die" diye bağırıyor ve alice'ın kafasını koparıyor! kopan kafayla bir süre de dans ediyor. e sen kadına şiddet uygula, yalnız bırak sonra kafamla dans ediyor diye hayıflan, olmaz, hakkıdır. psikolojik şiddet mağduru olarak onaylıyorum (=


sahne arkasında kafası deadpool'un uzuvları gibi yeniden çıkan alice second coming ile aramıza dönüyor, going home ile medley yapıp herhalde hepimizin beklediği schools out ile coşkuyu doruğa taşıyor. eşşek kadar insanlarız herhalde okul gibi çalışmak zorunda kalmayacağımız beyaz yaka işlerimiz olmamasının hayali ile coşku ile şarkıya katıldık. bu şarkı da another brick in the wall ile harmanlandı ve malesef konserin sonuna geldik..

tabii ki bizi bissiz bırakmadılar, bir şarkı daha ister misiniz diye sordu alice ve "this is for kurt" diyerek smells like teen spirit'e girdi. bu arada da az uzakta olan arkadaşım da patlamış top gibi bana girdi asdf, omurgamı yerine yerleştirdikten sonra a mullatto an albino diye zıplamaya başladım kalan tüm seyirci gibi. sanırım bütün seyircinin en coşkulu olduğu şarkı bu olabilir, bunu beklenmedik bir süpriz olduğuna yoruyorum. gayet de güzel icra ettiler ellerine sağlık.

son şarkı under my wheels ile sahneye, bize ve geceye veda ettiler. konser boyunca pek sohbet muhabbet olmadığını ve bunun sahnelenen oynun bozulmaması için olduğunu düşündüğümü söyleyebilirim ama bir interaksiyon aramadım dersem de yalan olur. arada bize uzatılan mikrofon ve alice'ın büyük bir zevkle önce kılıcı sonra bacağından çektiği hançeri ile patlattığı balonlar dışında pek etkileşmedik. şikayetim var mı? asla. insan taş olur.


bu arada alice'in grubunun da muhteşem müzisyenler olduklarından bahsetmeden geçmek ve bu yazıyı sonlandırmak olmaz. alice cooper her ne kadar bir müzik grubu olarak başladıysa da uzundur solo bir kariyer ve de vincent abimizin(? amca?) de resmi adı. fakat vokal tek başına bir yere kadar, daha önce de kendisini sahnede görme şerefine ermiş ve youtube'da diğer canlı performanslarını da izlemiş birisi olarak intibam hep ortaya koyduğu şovu taşıyabilecek ve yükseltebilecek kişileri yanına çektiği yönünde. '96'dan beri gitarlarda olan ryan roxie, 2002'den beri bas çalan ve sahneden bize sürekli şeytan suratları yapan sempatik chuck garric, hollywood vampires'dan da tanıdığımız gitarist tommy henriksen ile davulcu glen sobel ve nita strauss'un boşluğunu fazlaca dolduran bence gecenin yıldızlarından anna cara hem muhteşem çaldılar hem de alice'ın teatral şovuna dahil olarak enerjiyi yükselttiler.

şahsen ben doyamadım. yarın tekrar olsun tekrar koşarak giderim. umarım daha nice seneler sahnelerde kendisini görebiliriz.

21 Haziran 2026 Pazar

6 haziran 2026 candle light: ingiliz rock efsaneleri

kış sonunda bitmiş, bahar olup olmadığını anlayamadığımız zamanlar geçmiş okulun son günlerine gelmişiz, hava mis, memleketimin güzide semtlerinden kadıköy'de kendimizi kadıköy sinemasına atmışız. 

etkinliğimiz mum ışığında yaylılar tarafından icra edilecek ingiliz rock efsaneleri!

konserimiz mum ışığında ama mumlar parafin değil, bayağı pilli milli fakat gerçek mum gibi uçlarında sallanan ve o göz kırpma efektini yaratan bir dile sahip, sanki uzundur yanmış gibi bir kaç farklı boy ve loş ışıkları ile atmosferi gerçekten veren fenerler. hem yangın tehlikesi yaratmadan hem de o romantik ortamı sağlayarak çok keyifli bir ortam sağlıyor.

konser için kadıköy sineması bence çok iyi bir seçim olmuş, özellikle salonun büyüklüğü böyle bir atmosfer için çok uygundu.

iki keman, bir viyola ve bir viyolonselden oluşan orkestramız bizi beatles'dan here comes the sun ile karşıladı. arada şarkılar ile ilgili küçük bilgiler de vererek blackbird, help, come together, yesterday ve all you need is love ile süper bir beatles gezisi yaptık.

sonrada benim için gerçek efsane, en sevdiğim ve biricik queen şarkılarına love of my life ile giriş yaptık. another one bites the dust, i want to break free, we are the champions, we will rock you, radio ga ga derken bohemian rhapsody ile konserin sonuna geldik.

genellikle sakin ve eşlik etmeyen bir seyircinin arasında konsere gitmiş olduğum arkadaşımla oturduğumuz yerde şarkıları sessizce söylemekten headbang yapmaya kadar konsere her türlü eşlik ettik. konserin sonuna doğru başkemancı şarkılara eşlik etmeniz hoşumuza gidiyor dediğinde ise salondan beklemediğim bir hayal kırıklığı duyuldu. bunu söylemekte geç kaldıklarına dair hayıflananlar oldu. bohemian rhapsody'den sonra tabii ki orkestrayı bırakmadık ve onlar da bizi kırmayıp hem we are the champions'ı tekrar çaldılar ve biz söyledik hem de show must go on'ı icra ettiler.

tekrar olsa zevkle tekrar izleyeceğim, orkestral düzenlemeleri benim çok hoşuma giden, bir saatlik fakat zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım bir konser oldu. tekrar farklı konserlerini izlemek dileği ile ve mutlu bir şekilde kendilerine veda ettim.

17 Nisan 2026 Cuma

8 nisan 2026 geoff tate konseri

sevgili günlük,

2003 tarihli rock the nations festivaline dio'yu ve bir sürü efsanevi ismi izlemeye giderken, birlikte gittiğimiz bir arkadaşımın tüm giriş kuyruğu boyunca beynimi "empire empire" diye yemesi, operation mindcrime'ı anlatması sayesinde ergen aklımla ve iflah olmaz bir queen hayranı olarak queen adını alamamışlar gidip okunamayan gudik bir isim almışlar diye itelediğim queensrÿche'a merakım uyandı ve tahminen o zamanlardan beridir de kendilerini dinlerim.

şimdi öyledir böyledir grubu dağıtmıştır etmiştir falan bir kenara geoff tate metal tarihinin sayılı vokallerinden biridir. adam ayağımıza kadar gelmiş, ben 7 yaşındayken yayımlanmış ve o günkü değerinden hiçbir şey kaybetmemiş baş yapıt operation mindcrime albümünü baştan aşağı söyleyeceğim üstüne empire söyleyeceğim üstüne silent lucidity söyleyeceğim demiş, e gidilmez mi? gidilir ve netekim gittim de.

bu konser günü bu sefer bir değişik oldu. ilk defa sözlükten biriyle önden tanışıp içip sohbet edip, aslında bir sürü ortak tanıdığımız olduğunu ve dünyanın küçüklüğünü bir kere daha yaşayarak güne başladım. konser mekanında ise farklı farklı şekilde tanıştığım, illa ki göz aşinalığımın olduğu diğer dostlarla karşılaşıp, yüzyüze tanışma ve herkesi de birbirine tanıştırma imkanı yaşadım. benim için metal sadece bir müzik değil bir kültürdür ve bunu hisseden insanlarla birlikte olmak ruhuma dokunuyor. bu arkadaşlık, samimiyet ortamını yaşamak da içimde bir şeyleri iyileştirdi gerçekten. 

öncelikle bu konserin diğer konserlerden farkı ile başlamak istiyorum; yaş ortalaması yüksekti. yaş ortalamasının yüksek olması "her anı çekeceğim" insanlarının az olması ile direkt doğru orantılı ve daha keyifli bir konser deneyimi sağlıyor. 

bu konserde de ön grup inner vitriol adlı progressive bir gruptu. bence progressive'in hakkını verdiler ama içerideki az seyirciyi çok kendilerine bağlayamadılar gibi hissettim. bilmiyorum belki pek çok kişi benim gibi ilk defa dinlediği için böyle olmuş olabilir.


inner vitreolden sonra fonda hafif çalan bir müzik ile birbirimizle sohbet etme şansını yakaladık. fakat tate açıklanan saat geldiğinde o zaman değil de 1.5 saatlik setlistiyle 22:30 gibi çıkacağının sinyalini bu arada bize vermiş oldu. kayıttan başlayan konser genç bir müzisyen ekibinin sahneye çıkması ve sonrasında tate'in de arzı endan etmesiyle tam anlamıyla başladı. ve önümüzdeki 1.5 saati durmadan, çatlamadan, dalgalanmadan bize "ulaaann" nidalarıyla geçirttilier.

posterlerde gördüğümüz o klasik kovboy şapkası ile sahneye çıkarma yapan tate, beklediğimin aksine gayet güler yüzlüydü. artık bende nasıl bir izlenim bıraktıysa ben seyirci ile pek iletişime gireceğini de düşünmemiştim, orta halli bir iletişim kurdu diyebilirim. sanırım 4-5. şarkı gibi bir durup konuşup sonra da devam edelim ister misiniz diye sordu, biz de gerekli cevabı kendisine verdik (=


bu arada klavyede tate'e eşlik eden ve adını hiçbir yerde asla bulamadığım ama araştırmacı gazeteciliğimi kullanarak isminin clodagh mccarthy olduğunu öğrendiğim hanımefendi, geceye ayrı bir tat kattı, sadece klavye ile kalmadı sister mary'de vokal olarak da eşlik etti.


sıra silent lucidity'e geldiğinde tate abimiz bu şarkıda ne evlilik teklifleri edildiği ne sevişildiği falan muhabbetiyle iki kızını da bu şarkıya borçlu olduğunu ifade edip önce bizi güldürdü, şarkıyı icra ederken ise ağlamaklı ederek duygu dalgalanmalarına uğrattı. benim için konserin doruk noktası oldu diyebilirim.


konser sonrası bazı arkadaşlar kendilerini sahne arkasına meet&greet'e doğru götürürken bazımız da dışarıda diğer ekip üyeleriyle tanışma şansı yakaladık. 

hafta içi olmasına rağmen bu konserde ayrıca hem eski hem yeni dostlarla görüşmek tanışmak imkanı bulduğum, konserin mekan açısından minimum sıkıntılı geçmesi, if kovacılarının nasıl olduysa bir şekilde yakamızı bırakması, içerisinin aşırı kalabalık olmamasıyla akraba olmadan bir konser izleyebilmemiz ile her açıdan dört dörtlük bir deneyim oldu benim için. darısı diğerlerine.

stay hard, stay heavy \m/

10 Nisan 2026 Cuma

4 nisan 2026 myrath konseri

sevgili günlük,

2026'nın benim için ilk konseri daha önce 2024'te küçük çiftlik park'ta freedoom festivalinde izlemiştik, konser badim kendilerine çok hayran olduğu için tek geldikleri bu konsere de satışa çıktığı an biletlerimizi alıp beklemeye koyulduk.

öngrup olarak dream ocean çıktı, şahsen ilk defa dinleme şansına eriştim bu grubu. senfonik metal 'in en klasik örneklerinden biri olabilir. grup türkiye'de kurulup almanya'ya göç etmiş. vokal türk olmakla birlikte diğer üyeleri -artık- alman. malesef kendileri hakkında da pek bilgi yok ama metal archives'a alabiliriz meraklıları.. vokal başak gerçekten çok güçlü bir sese sahip. kendisine hayran olmamak elde değil. kendisini ayrıca bir arkadaşıma benzettiğim için bütün konseri sanki onu dinliyor gibi geçirdim benim için ekstra keyifli oldu. (=


dream ocean'ın 8 şarkılık minik şovundan sonraki arada dj'in de olmaması fırsatıyla bol bol geyik çevirdik. kötü dj müziklerindense sessizliği tercih edeceğim için ben fonda bir müziğin eksikliğini yaşamazken arkadaşlarım bu durumdan şikayet ettiler. tercihler farklı farklı, biz bir takım insanlar gibi tahümmülsüz olmadığımız için kabul edebiliyoruz durumu (bkz: bir önceki yazım)

bir bekleme süresinin ardından yanlış hatırlamıyorsam kayıttan çalan bir müzikle grup sahneye çıktı fakat iki şarkı sonra ses sistemindeki teknik bir arızadan dolayı ara verdiler. bize her şey güzel geliyordu ve sorunun neden kaynaklandığını ve ne olduğunu anlayamadık. 

arıza giderildikten sonra hiç hız kesmeden konser sonuna kadar arka fonda değişik görseller, kılıçlı fanlı dansözleri ve güler yüzleriyle bize eğlenceli bir zaman geçirtti grup. bir şarkıda dream ocean'dan başak sahnede gruba eşlik etti ki bence hem çok iyi bir performanstı hem de şarkıya vokalleri çok yakıştı.

bence iki kere bise çıktılar, çünkü zaher iki kere iyi akşamlar dileyip grupla birlikte sahneden indi. en son alkış kıyamet olunca ise sizi seviyoruz diye geri döndüler, plan program dışı merciless times çalacaklardı fakat konser başında yaşanan teknik sıkıntı bu şarkıda da oldu ve çalmaktan vazgeçip gittiler. bu noktada açıkçası ayıp ettiklerini düşünüyorum. insanlara bir söz veriyorsan bunu gerçekleştirmek için bir çaba göstermek lazım en azından. bu noktada teknik arızanın backtrack'ten kaynaklandığını düşünmeye başladım ve eğer öyleyse zaten insanlar albüm kalitesini beklemiyor orada bir arada olmak ve o anı paylaşmak istiyorlar. backtrack'ı sallayıp çok hızlıca akustik bir versiyon ya da basit gitar/davul ritim ile geride kalan seyirci ile bir kuple dahi olsa söylenip insanların gönlü hoş edilebilirdi. aaa arıza var tüh çalamadık diyip gitmek sempatiklikleriyle puan toplayan arkadaşların hanesine eksi yazdı benim açımdan.


iki eksiyi de seyirciye yazdım. konsere mi geliyorsunuz, sahnede canlı müzik varken bağırarak sohbet etmeye mi geliyorsunuz. vırvırvır kulağımın dibinde sinir oldum yine \= bir eksi buradan, bir eksi de arka tarafın sahneyi görmesine asla imkan vermeden iki kolunu birden kaldırıp her şeyi çekmeye çalışanlara. işte evet dansöz çıkmış aa kılıç falan dedik iki saniye kadar. teşekkürler, görüntünüzü tablet ile konser çekenler engellesin (bkz: sabaton konseri) diyerek sizi konser tanrılarına havale ediyorum.

bir konserde daha if'in meşhur kovacılarıyla takıştık. bu konserde direkt kendileriyle göz göze gelmeme ve dikkatimi sahneden ayırmama taktiği ile sıvıştırdım. kovacıların kendisi ile -ter kokanları haricinde- bir problemim yok, bu uygulamaya sitemim. sevgili konser badimle kovacıları boykot ettiğimiz için bu mekanda asla bir şey yemiyor ve içmiyoruz. bu uygulamaya karşı olan herkesi de bu boykota davet ediyorum.

bir süredir canımı sıkan sağlık sorunlarım sebebiyle geriden gelen yazılarımda bir sonraki konser 8 nisan'daki geoff tate idi, beklerim..

stay hard, stay heavy \m/

2026'nın ilk konseri ile merhaba..

sevgili günlük,

bu seneye şubat ayındaki god is an astronaut ile başlamak istemekle birlikte memleketimin bir takım şer odaklarının katkısı sebebiyle sanatçıların istanbul'a gelmesi ve otellerine yerleşmesine rağmen konser iptal edildi. 

11 şubat'ta behemot konseri öncesi bir takım dinciler "vay satanistler", "vay israil destekçileri" gibi bir takım saçma sapan söylemlerde bulununca istanbul valiliği direkt zorlu'ya iki gün etkinlik yasağı getirdi. hayır ben zorlu'yu sevmem, karayollarının ikonik binasını korumaları gerekirken yerle bir etmeleri sebebiyle çok uzun bir süre kendi çapımda boykot ederek içeriye adım bile atmadım, şu anda da konser kadar gider çıkarım. buna rağmen doğruya doğru demek lazım, iki gün süreyle birden çok etkinlik salonu olan bir merkezde tüm etkinlikleri nasıl yasaklayabilirsin? kime bu ceza? keşke mekanlar kapitalist oluşumlar olmasa da el ele verip mesai sonrası son dakika mekan değişikliği verselerdi. ne bileyim meydan konseri düzenlenseydi belediye ile sözleşip falan. ya dünya çapında adamlar biz satanist değiliz, hristiyanız bakın haç takıyoruz falan diye açıklama yaptılar ya. gerçekten utanç verici. bir takım beyni çürümüşler yüzünden memleketimin itibarı beş paralık oluyor. yüzümüz yerde olmayı geçti artık magmaya indi. 

ayrıca adamlar satanistse sana ne oluyor? konser verdiler de çocuğunu mu kestiler? diyelim ki satanist değil keditaparlar, o zaman da mı çıkarmayacaksın sahneye? kimin neye inandığı ya da inanmadığı bizi neden ırgalıyor? insanların zorla götürüldüğü, beyninin yıkandığı ya da bir şeye maruz bırakıldığı bir ortam değil. kimileri şehir dışından gelmek için yol ve kalacak yer ayarlamış biletini vs almış. bunlar tesadüfen yapılan hareketler değil, bilerek isteyerek ve hür iradeyle alınmış kararlar. adam gelip ramazan davulcusu gibi zorla kapının önünde sana bir şeyi empoze etmeye çalışmıyor, neyin derdi?

netekim behemoth'tan iki gün sonra sahneye çıkacak god is an astronaut da açıkça bir yasakla karşılaşmamakla birlikte "güvenli değil" gerekçesiyle konser iptaline uğradı. şimdi ben bu geri kafalara gidip antik astronot teorilerini falan anlatsam cadı diye taşlayıp yakarlar herhalde..

bütün dünyada insanlara mutluluk veren her şeye düşman bir kitle var, bunlar sanattan da, eğlenceden de anlamaz, kendi kara dünyalarına insanları çekmek ister. aynı insanlar doğaya, hayvana ve kadına da düşman. hayatımızı zehir ediyorlar ve elimizden bir şey gelmiyor.



metal camiası olarak bu grupları dinleyelim dinlemeyelim mağdur olan insanlar ve ülkemizin düştüğü duruma hepimiz dertlendik diye düşünüyorum ve bu sebeple seneye hiç de güzel başlayamadık maalesef.

iki aydır içimde birikmişti bu sıkıntı, konser yazısı yazmaya oturdum fakat konsere girişemeden bu önemli olaydan bahsetmemek olmayacağı için bu senenin benim için ilk konseri myrath bir sonraki yazıya kaldı. 

bu önemli gelişme dışında iotunn ve nevermore konserleri de geldi geçti. nevermore konseri, grubun iki türk sanatçıyı kadrosuna alması ve 2026 turnelerinin başlangıç konseri olması açısından önemliydi ve beklendiği gibi soldout oldu, giden arkadaşlarımdan çok güzel yorumlar dinledim fakat sağlık sebeplerim konsere gitmemi engelledi malesef, bir sonrakine kısmet diyorum ve myrath için bir sonraki yazıma diyorum.

stay hard, stay heavy \m/





1 Ocak 2026 Perşembe

2025 konser maratonu (=

bu sene garip ve inanılmaz bir konser bolluğu yaşadık, hatta üç günlük headbangers weekend bile oldu. ruhen beslendik, madden göçtük ama asla pişman değilim! yine olsa yine gitsek..



bu sene başladığında açıkçası geçen seneki gibi olacak ayda bir bir konsere gideriz, tanımadığımız gruplar geliyor, dinleriz bakarız beğenirsek konserlerine gideriz falan diyorduk fakat öyle bir konser attılar ki üzerimize, ancak sene başında gerçekleşen persefone, unto others, kalandra ve antimatter ile kısıtlı kaldı bu keşif işi diyebilirim. yine de yıl içinde daha önce tanımadığım grupların konserlerine gitmedim mi? gittim ama bir sor neden gittim? (= 

çünkü:  


konser dediğimiz şey sadece bütün şarkılarını bildiğimiz gruplara gidip her söze her notaya eşlik etmek demekse bitmişiz, evde oturmak lazım. bu daha çok bir deneyim. o müziği her bir hücrenle hissetmek, yalnızlığı bırakıp birlikte hareket edebilmek, şarkıları biliyorsan bonus, yanında o ortamı paylaşabileceğin arkadaşların da varsa üf lezzetinden yenmez müthiş bir olay.

şimdi ben bu yazıyı "bir sürü konser oldu, bir kısmı ile ilgili deneyimlerimi yazdım ama esas kısmı eksik kaldı anca toparlanır" diye kasım ayının başında yazmaya başladım ve o zamandan bu yana bile üzerimize alice cooper, savatage, geoff tate, gathering, suede, offspring derken zilyon grup attılar. tabii geri kaldık mı? asla!



fakat bu demek değil ki organizatörlere iki çift lafım yok; arkadaşım aralık ayı brüt maaşla çalışanın en az maaşı aldığı, yılbaşı dolayısıyla hediyeleşme, kutlama vs için parasını ayırmaya çalıştığı bir zaman. bu aya bu kadar çok konserin bilet satışı konur mu? teessüf ediyorum.. yani zaten birikim yapamıyoruz anlık kazanıp anlık harcıyoruz bu ekonomide, yatırımlar konser bileti olmuş, biraz insaf edin yahu!

velhasılı kelam 2026’yı gümbür gümbür geliyor da 2025 nasıl geçti ona bakalım derim. 

2025 gayet sakin başlamıştı; persefone, unto others, kalandra daha önce dinlemediğim açıklandıklarında haydi bir dinleyeyim nasıllarmış diye giriştiğim ve bir de konserde görelim yahu kafasıyla biletlerimizi aldık. şahsen ben one word şarkılarını çok sevdim ve açılışı da bununla yaptılar şaşırtmayarak. hayatımda ilk defa andorralı insanlar görmüş oldum, gayet sempatik olmalarının yanı sıra seyirciyle de iletişimleri süperdi. gitaristin circle pit'e dalması ve ortada çalması ise herhalde konserin en unutulmaz anlarıydı. bu konserin kötü tarafı ise back vokalin duyulmamasıydı. senenin az/hiç konser ile geçen bir kaç ayından birini bu grup ile taçlandırmak ve seneye başlamak için güzel oldu.

şubat ayına unto others ile girdik, blind'da gerçekleşen konser daha önce gittiğimiz therapy? konserine göre daha sakin bir ortamda idi. vokal abi kayıtta ne ses çıkarıyorsa aynısını çıkarsa da ruhsuzluk üzerinden akıyordu. gitarist bu ruhsuzluğu örtmeye çalıştıysa da yemedi malesef. bardan hallice blind'a yakışır bar konseri gibi bir şey oldu ki daha coşkulu bar grupları gördüm. kendi kendimize coştuğumuz kadarla kaldık. önceden setlisti hatmetmiş olmama rağmen bütün şarkıların aynı ritim olduğunu da konserde fark ettim lol. netice itibariyle bir festival kapsamında vs keyifle izlenebilir ama tek başlarına konser benim için değil. bu konserin de şikayeti tabii ki mekandan, gayet güzel havalandırması olan blind meçhul sebeplerle havalandırmayı açmadı ve tişörtlerle olduğumuz halde ter içinde kaldık.  

şubat ayına buz gibi soğuk, yağmur ve mistik tınılarla içimize işleyen kalandra ile devam ettik. if'te gerçekleşen konser grup ve müzik açısından mükemmel iken, ışıkçının iş bilmezliği ve if'in yırtık dondan çıkar gibi görüş alanına giren kovacıları ile mükemmeliyetinden fire verdi malesef. yani gayet slow bir şarkı, katrine abla olağan zarifliğiyle ve muhteşem sesiyle bizi büyülemiş kendimizi kaptırmışız; zart önümüzden kızıl denizi yarmaya gelmiş musa gibi bir kovacı geçiyor, iki tövbe çekip geri atmosfere girmeye çalışıyorsun sanki az önce önünden geçmemiş gibi tak arkandan bu sefer bir başka kovacı geçiyor. hem terbiyesiz hem ter kokulu hem de atmosferi olabilecek en kötü şekilde bozabilme kombosunu bu arkadaşlar ve dolayısıyla işletmeye veriyorum. netice itibariyle bu konser ile if performans salonu "fahiş fiyatına rağmen bir-iki tane eşlikçi içilir"den "asla içki içilmeyecek mekan" statüsüne geçmiş oldu. 

şubat'ı burada bitirmeyip 27'ler kulübünün balığı kurt cobain'i zorlu'da nirvana tribute band ile andık. arkadaşların gerçekten çok iyi performansları vardı ancak playlistleri beni fazla açmadı açıkçası. belki her sene aynı şeyi çalmaktan sıkılıyor olabilirler, onlar da haklıdır bilemeyeceğim. mekan ise benim ilk defa gittiğim %100 studio idi. tek bir giriş olduğu için ve geç gelen kapıda kaldığı için biraz hareket etmekte zorlandık ya da bilemiyorum bu sene pek çok kere daha şahit olacağım gibi fazla bilet satıldı ve mekan taştı. mekana yabancı olduğum için çok da iyi değerlendiremedim. her ne kadar bir süre sonra vip alana geçtiysek de kalabalığı pek iyi algıladığımı söyleyemeyeceğim (ciddi bir kalabalık vardı o ayrı)

kurt'u doğum gününde anışımız sonrası antimatter konseri ile şubat'ı bitirdik ama nedense bu konser ile ilgili aklımda en ufak bir izlenim kalmamış. daha önce dinlediğim bir grup olmadığı gibi setlisti tekrar dinlemem de bir şey canlandırmadı. bir yerelere bir önceki şikayetlerimiz üzerine if kovacılarının bu konseri es geçtiğini ama bu sefer de seyircinin carcar konuşarak konseri piç ettiğini yazmışım. yine ses ile ilgili problem yaşanmış grup yardırsa da back vokaller de duyulmamış.

bu sene gitmediğime/gidemediğime üzüldüğüm yağmur, çamur ve kışın soğuğunda if'e gitmeye cesaret edemediğim fakat hakkında pozitif yorumları gördüğüm draconian konseri de şubat ayında geldi geçti. tekrar geleceklerini ümit ediyorum ancak..

mart ayını konserler açısından sakin sessiz ülke gündemi olarak ise bomba bir şekilde geçirdik. yine yeniden bir doğumgünümü kutlayamadığımı burada not ettikten sonra (43-44, darısı 45'e) nisan'a ulaştık.

nisan'a ise ross the boss ile giriştik. yine if'te gerçekleşen bu konserden elimde bir plak ile döndüm. ross sadece manowar şarkılarını icra etti, gayet de güzeldi ancak vokallerde eric adams'ı arıyorum itiraf etmeliyim. sir joey iyi ki gitarın yok hadi sen bi vokale geç diyip gazlamış kendisini vakti zamanında. (=

nisan'ın dört konserinden birini istemeye istemeye, biletlerimizi çoktan almış olduğumu için mimli mekan jj arenada (bilenler bilir 2024'te testament konseri burda olmuş, bir çok insan işitme kaybına uğramış, bir kısmı mekanı terk etmişti, her ne kadar konser kayıtlarında bu durum anlaşılmasa da inanılmaz bir yankı ve dip gürültüsü vardı. bu konser sonrası ben de kendime konserlere özel kulaklıklardan edindim.) izledik. her ne kadar artık anadolu yakasında yaşıyor olsam da bu mekana gitmek gerçekten bir eziyet, watergarden avm'nin içinden geçip konser salonuna ulaşmak ayrı eziyet, konser salonu ayrı eziyet (bkz testament ile ilgili yazdıklarım) neyse neticede biz tarja ve marko birlikte çıkacak diye beklerken önce bir marko hietala sonra da bir tarja ziyafeti ile coştuk. bu arada sesçinin abime benzemesi de bizi şok etmedi değil.

2022'de harbiye'de senfonik orkestra ile izledikten ve performanslarına hayran kaldıktan sonra hooverphonic'i tekrar geldiklerinde kaçırmam imkansızdı. zorlu'da gerçekleşen konserde geike yine tuhaf kıyafetleri ile sahne aldıysa da yine sesi ile büyüledi geçti. konser bitmeden gidip en önü bize bırakanlara ise ancak teşekkür ediyorum. grubu diplerine kadar girip izlemek ve şarkılarına eşlik etmek gerçekten eşsizdi. alex yine aşırı sempatikti.

nisan'ı ise aslında canlı kanlı görmek isterdim dediğim, uyuyamadığım gecelerin yanıp sönen kılıfıyla ve zaman zaman müzikleriyle eşlikçisi olan pulse'ın yaratıcıları pink floyd cover grubu uk pink floyd experience ile kapattık. şarkı seçimleri, ışık kullanımları, genel olarak performansları gerçekten çok güzeldi. oturmalı bir performans olduğu için burada da pink floyd ile ilgili her şeyi bilen ve yüksek desibelden konuşarak yanındaki arkadaşına her şarkıyla ilgili yorum yapan arkadaşın mağduru olduk, kendisinden kaçamadık, asosyaliz dönüp sus diyemedik. pasif agresyonda tavan yaptık ancak (= darısı başka konserlere diyorum..

mayıs yine sakin geçen bir ay olup her ikisi de if'te gerçekleşen white lion ve siamese ile bitti. white lion bin yıldır bildiğimiz, ezberlediğimiz, artık içimizi geçtim hücrelerimize işleyen şarkıları yeniden düzenlemiş ve garip bir şey yapmış. kendimi çok sudan çıkmış balık gibi hissettim. yeniliğe karşı değilim ama bu kadar marş gibi olmuş şarkılarda bu değişiklikler olmasaydı daha mı iyiydi diye düşünmedim değil açıkçası. white lion konserinin bir diğer önemi ise kendisinin nostaljisinin yanı sıra hem birlikte gittiğim arkadaşımın hem benim 10 seneyi aşkındır görüş(e)mediğimiz arkadaşlarımızla karşılaşıp konseri birlikte izlemiş olmamız. eski arkadaşlıkların olduğu yerde durup sanki dinlerken durdurulan ve tekrar teybe takılan kaset gibi kaldığı yerden devam etmesi büyüsü gerçekten ayrı bir his.

siamese ise yine konser sebebiyle tanıştığım altyapısını beğendiğim ancak elektronik zıpçık tarafı beni bozan bir grup oldu. zıpçık dıpçık olmasa giderli bir grup. ayrıca çok da sempatikler. vokalin anneannesi(?) tarafından bir türk bağı olması sebebiyle türkçe bilgisi ve şakaları da ayrıca geceye tat kattı.

haziran'a tırt mekan blind'da the murder capital konseri ile başladık. grup beni pek açmadığı için kenarda takıldım pek bir yorumum olmayacak ama haziran'ın esas olayı guns and roses konseri oldu benim için. daha önce geldiklerinde gidemediğim için özellikle çok kıymetliydi. buradan kosneri en ön alanda izlememe vesilen olan arkadaşlara teşekkürlerimi iletiyorum. axl beklediğimden çok daha iyiydi, kayıtlarda ne kadar vikvik bir ses çıksa da statta kesinlikle öyle değildi. ayrıca knockin' on heavens door öncesi şarkıyı ahmet minguzzi'ye adamaları ve şarkı boyunca arkada resminin dönmesi herhalde vicdanı olan herkesi ağlattı diye düşünüyorum, bilmiyorum bana çok dokundu, hâlâ daha düşündükçe gözlerim doluyor. şu günlerde 50bin mahkumun salınmasınu da düşündükçe iyice tüylerim diken diken oluyor. neyse konudan şaşmadan geri döneyim, guns'ın performansı bence şahaneydi, axl'ın şarkılardan sonra alkış aldıkça seyirciye selam vermesi ve saygısı benim özellikle dikkatimi çeken bir noktaydı. sıkıştık tıkıştık ama eve mutlu döndük. guns'un ön grubu rival sons da ayrıca dinlenesi güzel bir grup. kuyruktan içeri girmekte zorlandıysak da yakaladığımız kısmını ben beğendim açıkçası.

haziran'ın bir diğer bombası ise alan parsons project idi. harbiye'de güzel bir mehtap eşliğinde izledik kendisini. gerçekten çok tat aldığım bir konserdi ve evet eye in the sky seviyorum ne var LOL. konserin son şarkısı game people play idi ve bence çok yakıştı. tadı damağımda kalan bir konser oldu gerçekten.

temmuz'un bombası ise 3 günlük headbangers weekend idi. her grubu dinleyeceğim diye gaza gelip iki ve üçüncü gün süründüğüm bu festival ikinci ve üçüncü gün yemek alanında stant açan salpa bar'ın vegan köfte ekmekleri ile doruk noktasını yaşadı benim için. bira fiyatlarının gayet makul olduğu, iki sahne arası git gelin ise saçma olduğu, inanamadığım şekilde rahat gidip geldiğim (ulaşımdan dolayı lifepark'ı hiç sevmem) bu festivali ne kadar anlatsam az. festivale yalnız gittim ama her konseri başka arkadaşımla izledim bir kere bu çok güzel bir deneyimdi benim için. manowar konseri resmen bir ayin gibiydi. pentagram'ı ilk defa canlı izledim, hem çok güzeldi hem de ordu gibi çıktıklarına çok şaşırdım. ogün ve murat ilkan inanılmaz sempatik insanlar <3 yaşru'nun performansı çok lezizdi. bleed from within kesinlikle bizim seyirciden bu performansı beklemiyordu ve götleri düştü LOL, netekim machine head'in de. her iki konserde de açılan pitler adamları uçurdu resmen. izlemesi çok zevkli katılması ise benim için tehlikeli (= myst zamanından tanıdığım sevgili onur'u murder king ile sahnede ilk defa yine festivalde izleme şansını yakaladım. seyirci ile iletişimleri çok güzeldi. boykot şarkılarının ise zaten hastasıyım, söylemeselerdi olmazdı sanırım. yerli tüm gruplarımıza bu vesile ile sevgiler göndermek istiyorum. hepsini izleyememiş olsam da desteğim tam. çok güzel ve başarılı yerli gruplarımız var dinleyin dinlettirin. bunların dışında paradise lost uzun senelerdir dinlememe ve konser ortamlarına dönüşümün ilk grubu olsa da bu konserlerinden ayrı bir tat aldım. aşık oldum desem bile yeri sanırım. bu festivalde tadına doyamadığım ikinci konser buoldu sanırım. opeth, soen ve cemetery skyline yine izlediğim ve süper performans sergileyen gruplardı. konser eşlikçim pregabalin, ibuprofen ve n-asetilsistein ile magnezyum'a teşekkürü ayrıca borç bilirim (=



temmuz'u tabi iki headbangers ile kapatmadık ve üstüne kçp'de hu, gojira, satchvai ve dream theater ile taçlandırdık. hu ana sahnedeyken nedense piknik sahnesine küçültüldü. gerçekten saçma bir ortam vardı. pek konser havasına giremedim, beni sürekli boyu seviyesine dürtüp kulağıma aah ah biz gençken muhabbeti yapan abla da bu konuda yardımcı olmadı. bu konser için de selamımı üniversite arkadaşım caner'e gönderiyorum, kendisi bana bir pena kaptı ben de özenle sakladım <3

gojira, herhalde senenin en sıcak gününde gerçekleşti. kçp'nin beton yeri o sıcağı bütün gece bize geri kustu, kalabalıktan da ekstra bir sıcak oldu ve bayılmak noktasına ulaştık neredeyse. gojira gerçekten şahane bir şov sergiledi. flying whales'in başladığını anlamayıp muhabbete duran seyirciye de çeşitli laflarım var. konserden ya ben anlamıyorum ya bu seyirci, bilmiyorum (= mario ayrı joe ayrı döktürdü. mario'nun ayak kamerası ve karton üzeri mesajları ise gecenin unutulmaz ve dikkat çekici anlarıydı. he evet bir de flying whales sırasında ozzy'nin öldüğü haberi geldi. kendisini sevmiyorum fakat hayata iyi veda etti kabul etmek lazım.

efsaneleri sahnede görmek gerek dediğimiz gitar virtüözleri joe satriani ve steve vai konseri içinse söyleyebileceğim çok bir şey yok, en önde değilseniz bu konserden pek bir şey anlamamış olmanız doğal çünkü ekranlar kapalıydı. çıplak gözle ne görüldüyse o. bunun sebebi neydi bilemiyorum ama gerçekten kınadım.

dream theater ise bu sene 40. yılını kutluyordu. ben 44 yaşındayım ne ara siz 40 yıldır müzik yapıyorsunuz arkadaş ben anlayamadım kabul etmiyorum bu seneleri, bünyem almıyor (= senenin arkadaşlarla birlikte en kalabalık gittiğimiz konseriydi. awake'ten bir şey çalmamış olmaları üzdüyse de başka klasiklerine yer verdiler ve eşsiz bir konser oldu. labrie özellikle ses tellerinden geçirdiği rahatsızlıktan sonra ilk defa bana rahatsızlığından önceki gibi bir performans sergiledi gibi geldi. bir an üniversite yıllarıma ışınlandım.


ağustos tatil ayı dedik ama konsersiz tabii ki geçirmedik, dark sun metal fest'te sepultura ile açılışı yapıp myrkur ve epica ile devam ettik. sepultura'daki ekip değişikliklerinden dolayı falan gelmeyen arkadaşlar bence sesi kısık da olsa güzel bir konser kaçırdılar. herhalde hayatımda izlediğim en sessiz metal konseriydi, yine de çok coştuk. özellikle sahneye gelen brezilyalı olduğu tahmin ettiğim perküsyon grubu geceye inanılmaz bir tat kattı. görece rahat bir konser izledik, rahat rahat headbang yaptık. memleketimin son iki yılının şarkısı refuse/resist sonlara doğru geldi, sanırım en meşhur şarkıları roots bloody roots ile ise kapanışı yaptılar. 

festivalcik dark sun'ın ikinci günün myrkur ve epica ile geçirdik. bence iyi bir eşleşme olmuş. myrkur'u ilk defa izledim ve bence çok etkileyiciydi. epica ise eskiden beri bildiğim ama nadiren dinlediğim bir grup. aslında brutal vokal + clean kadın vokal çok sevdiğim beauty and beast tadı yakaladığım bir birliktelik. duyunca hemen kulak kabartıyorum ve epica'nın bu ikiliyi başarılı bir şekilde kullandığını düşünüyorum.

lise yılları hissi veren konserlere göbekleme dalan limp bizkit, mekan seçimi (ataköy marina) dolayısıyla çok küfür yediyse de  o gün harun can'ı görmüş olma (hatta ucundan videoya girmiş olma) heyecanı, sevdiğimiz ve lise günlerine fon olmuş hitlerini çalmış olmaları, fred'in serseri drone'a mikrofon çakması, tom cruise'u sahneye çağırıp bizi sazanlaması, careless whisper'da broland'ın davulcunun platformuna kendini atıp ölü numarası yapması ve fred'in behind blue eyes'ı bir ağızdan söyleyen seyirciye "istanbul kareoke night" demesi gibi unutulmaz anlara da imza attı. master of puppets ve walk ile metallica ve pantera <3'ya selam çakmayı ihmal etmediler. konserde lamba direği gibi dikilen ruslar ile pogo yaparak eğlenceyi doruklara taşımaya çalıştık LOL.

sakin ve deniz kum güneş ile geçen ağustos ayından sonra eylül ve ekim bomba gibi geldi. kovenant ile tekrar blog yazmaya başladığım için buralara tekrar girmeyeceğim ama eylül'ün ilk konseri yine lise dönemlerime damgasını vuran marilyn manson oldu. beni mm ile tanıştıran lise arkadaşımın da olduğu bir eski dostlar grubuyla konseri izlemek ise ayrı bir tat verdi. bu konser için de yine haddinden fazla bilet satıldığını düşünüyorum. adından şarkılarına, kıyafetlerinden sahne gösterilerine kadar shock rock tanımının fazlasıyla karşılayan manson'ın ise bence türkiye performansı beklentinin çok altındaydı. bolca penisini ellemek ve sağa sola balgam atmak dışında shocklık bir tarafını pek göremedim. yine de geçen yıllardaki düşüşünden sonra prime dönemindeki sesi ve fiziği ile sahnede olması ve 17 şarkılık setlistiyle senenin dikkate değer konserlerinden biriydi bence. kendi adıma mm ile ilk tanıştığım albüm olan mechanical animals'dan daha fazla şarkı söylemesini isterdim ama diğer şarkılarını severek dinlerim.

eylül'ün ikinci konseri ise wishbone ash idi. daha önce hiç dinlememiştim kendilerini ama eski grupların gerçekten tadı bir başka oluyor. 70-80'lerin rock/metal tarzı ise gerçekten bir başka. 

seneyi ise aralık'ta weather systems'a biletim olmasına rağmen rahatsız ve aşırı yorgun olduğum için gidemeyerek kasım ayında rottin christ, my dying bride ve blackbirar ile tamamlamış oldum. if balkon aşağıdan da kötü bir yermiş. bel fıtığı ağrısı çekerken oturarak konser izlemek benim için müthiş bir lüks olacaktı (biletini devreden arkadaşıma selamlar) ancak kocaman bir flama açıp görüntüyü kapatan ve en önde ayakta duran seyirci bu ihtimali elimden alınca ve yine iki dakikada bir yukarıdan gelip bira isterseniz bana söylemeniz yeterci çalışanların başkalarına servis sunmak için önümüzde dakikalarla dikilmeleri sebepli küfrederek aşağıya kaçtık. her şeye rağmen aşağısı daha çekilebilir geldi. 
blackbirar ise bir kalandra kadar olmasa da sahnede büyüledi. klasik bir metalci kitlesi yoktu, kalpler havada uçuştu, basçı ve vokalin arasındaki iletişim ve basçının seyirciyle iletişimi ve headbang'i ise gecenin dikkat çekici noktalarıydı. konser öncesi seyircinin bir ağızdan söyleyip, bu ne ve biz bilmiyoruz diye shazam'a sorduğumuz şarkıların taylor swift ve lana del ray çıkması ise bende ufak bir şok etkisi yaratmadı değil. konser badime iki şarkıda bir, bizi nereye getirdin diye sorup durdum LOL


daha 2025 bitmeden ise 2026 bombaları ile sıraya girdi. benim için bu sene açıklanan en büyük isim anneke'li gathering ve beş bin yıldır beklediğim savatage. megadeth veda turnesinin ilk konserini burada yapmış ve 2026'da da son konserini yine burada vereceğini söylemişti zaten. biletler çıkar çıkmaz üzerine atladım. dave'in yeri çok özel ve 2025'te görmüş olsam da son kez görmeye de gitmek isterim. tabii ki teatral rock'ın babası alice cooper biletlerini de kaptım. bu sene yaşadığım bazı rezillikleri tekrar yaşamak istemediğim için tekrarı olmayacağını düşündüğüm bu konserlere paraya kıyıp sahne önünden bilet aldım bu sefer. en son 2022'de tek başıma gidip izleyip tekrardan hayran kaldığım moonspell'in ise dönüşünü o zamandır bekliyorum. wishlist'imde beklemede..

2026 bol müzikli ve coşkulu geçsin.. stay hard, stay heavy \m/