1 Ocak 2026 Perşembe

2025 konser maratonu (=

bu sene garip ve inanılmaz bir konser bolluğu yaşadık, hatta üç günlük headbangers weekend bile oldu. ruhen beslendik, madden göçtük ama asla pişman değilim! yine olsa yine gitsek..



bu sene başladığında açıkçası geçen seneki gibi olacak ayda bir bir konsere gideriz, tanımadığımız gruplar geliyor, dinleriz bakarız beğenirsek konserlerine gideriz falan diyorduk fakat öyle bir konser attılar ki üzerimize, ancak sene başında gerçekleşen persefone, unto others, kalandra ve antimatter ile kısıtlı kaldı bu keşif işi diyebilirim. yine de yıl içinde daha önce tanımadığım grupların konserlerine gitmedim mi? gittim ama bir sor neden gittim? (= 

çünkü:  


konser dediğimiz şey sadece bütün şarkılarını bildiğimiz gruplara gidip her söze her notaya eşlik etmek demekse bitmişiz, evde oturmak lazım. bu daha çok bir deneyim. o müziği her bir hücrenle hissetmek, yalnızlığı bırakıp birlikte hareket edebilmek, şarkıları biliyorsan bonus, yanında o ortamı paylaşabileceğin arkadaşların da varsa üf lezzetinden yenmez müthiş bir olay.

şimdi ben bu yazıyı "bir sürü konser oldu, bir kısmı ile ilgili deneyimlerimi yazdım ama esas kısmı eksik kaldı anca toparlanır" diye kasım ayının başında yazmaya başladım ve o zamandan bu yana bile üzerimize alice cooper, savatage, geoff tate, gathering, suede, offspring derken zilyon grup attılar. tabii geri kaldık mı? asla!



fakat bu demek değil ki organizatörlere iki çift lafım yok; arkadaşım aralık ayı brüt maaşla çalışanın en az maaşı aldığı, yılbaşı dolayısıyla hediyeleşme, kutlama vs için parasını ayırmaya çalıştığı bir zaman. bu aya bu kadar çok konserin bilet satışı konur mu? teessüf ediyorum.. yani zaten birikim yapamıyoruz anlık kazanıp anlık harcıyoruz bu ekonomide, yatırımlar konser bileti olmuş, biraz insaf edin yahu!

velhasılı kelam 2026’yı gümbür gümbür geliyor da 2025 nasıl geçti ona bakalım derim. 

2025 gayet sakin başlamıştı; persefone, unto others, kalandra daha önce dinlemediğim açıklandıklarında haydi bir dinleyeyim nasıllarmış diye giriştiğim ve bir de konserde görelim yahu kafasıyla biletlerimizi aldık. şahsen ben one word şarkılarını çok sevdim ve açılışı da bununla yaptılar şaşırtmayarak. hayatımda ilk defa andorralı insanlar görmüş oldum, gayet sempatik olmalarının yanı sıra seyirciyle de iletişimleri süperdi. gitaristin circle pit'e dalması ve ortada çalması ise herhalde konserin en unutulmaz anlarıydı. bu konserin kötü tarafı ise back vokalin duyulmamasıydı. senenin az/hiç konser ile geçen bir kaç ayından birini bu grup ile taçlandırmak ve seneye başlamak için güzel oldu.

şubat ayına unto others ile girdik, blind'da gerçekleşen konser daha önce gittiğimiz therapy? konserine göre daha sakin bir ortamda idi. vokal abi kayıtta ne ses çıkarıyorsa aynısını çıkarsa da ruhsuzluk üzerinden akıyordu. gitarist bu ruhsuzluğu örtmeye çalıştıysa da yemedi malesef. bardan hallice blind'a yakışır bar konseri gibi bir şey oldu ki daha coşkulu bar grupları gördüm. kendi kendimize coştuğumuz kadarla kaldık. önceden setlisti hatmetmiş olmama rağmen bütün şarkıların aynı ritim olduğunu da konserde fark ettim lol. netice itibariyle bir festival kapsamında vs keyifle izlenebilir ama tek başlarına konser benim için değil. bu konserin de şikayeti tabii ki mekandan, gayet güzel havalandırması olan blind meçhul sebeplerle havalandırmayı açmadı ve tişörtlerle olduğumuz halde ter içinde kaldık.  

şubat ayına buz gibi soğuk, yağmur ve mistik tınılarla içimize işleyen kalandra ile devam ettik. if'te gerçekleşen konser grup ve müzik açısından mükemmel iken, ışıkçının iş bilmezliği ve if'in yırtık dondan çıkar gibi görüş alanına giren kovacıları ile mükemmeliyetinden fire verdi malesef. yani gayet slow bir şarkı, katrine abla olağan zarifliğiyle ve muhteşem sesiyle bizi büyülemiş kendimizi kaptırmışız; zart önümüzden kızıl denizi yarmaya gelmiş musa gibi bir kovacı geçiyor, iki tövbe çekip geri atmosfere girmeye çalışıyorsun sanki az önce önünden geçmemiş gibi tak arkandan bu sefer bir başka kovacı geçiyor. hem terbiyesiz hem ter kokulu hem de atmosferi olabilecek en kötü şekilde bozabilme kombosunu bu arkadaşlar ve dolayısıyla işletmeye veriyorum. netice itibariyle bu konser ile if performans salonu "fahiş fiyatına rağmen bir-iki tane eşlikçi içilir"den "asla içki içilmeyecek mekan" statüsüne geçmiş oldu. 

şubat'ı burada bitirmeyip 27'ler kulübünün balığı kurt cobain'i zorlu'da nirvana tribute band ile andık. arkadaşların gerçekten çok iyi performansları vardı ancak playlistleri beni fazla açmadı açıkçası. belki her sene aynı şeyi çalmaktan sıkılıyor olabilirler, onlar da haklıdır bilemeyeceğim. mekan ise benim ilk defa gittiğim %100 studio idi. tek bir giriş olduğu için ve geç gelen kapıda kaldığı için biraz hareket etmekte zorlandık ya da bilemiyorum bu sene pek çok kere daha şahit olacağım gibi fazla bilet satıldı ve mekan taştı. mekana yabancı olduğum için çok da iyi değerlendiremedim. her ne kadar bir süre sonra vip alana geçtiysek de kalabalığı pek iyi algıladığımı söyleyemeyeceğim (ciddi bir kalabalık vardı o ayrı)

kurt'u doğum gününde anışımız sonrası antimatter konseri ile şubat'ı bitirdik ama nedense bu konser ile ilgili aklımda en ufak bir izlenim kalmamış. daha önce dinlediğim bir grup olmadığı gibi setlisti tekrar dinlemem de bir şey canlandırmadı. bir yerelere bir önceki şikayetlerimiz üzerine if kovacılarının bu konseri es geçtiğini ama bu sefer de seyircinin carcar konuşarak konseri piç ettiğini yazmışım. yine ses ile ilgili problem yaşanmış grup yardırsa da back vokaller de duyulmamış.

bu sene gitmediğime/gidemediğime üzüldüğüm yağmur, çamur ve kışın soğuğunda if'e gitmeye cesaret edemediğim fakat hakkında pozitif yorumları gördüğüm draconian konseri de şubat ayında geldi geçti. tekrar geleceklerini ümit ediyorum ancak..

mart ayını konserler açısından sakin sessiz ülke gündemi olarak ise bomba bir şekilde geçirdik. yine yeniden bir doğumgünümü kutlayamadığımı burada not ettikten sonra (43-44, darısı 45'e) nisan'a ulaştık.

nisan'a ise ross the boss ile giriştik. yine if'te gerçekleşen bu konserden elimde bir plak ile döndüm. ross sadece manowar şarkılarını icra etti, gayet de güzeldi ancak vokallerde eric adams'ı arıyorum itiraf etmeliyim. sir joey iyi ki gitarın yok hadi sen bi vokale geç diyip gazlamış kendisini vakti zamanında. (=

nisan'ın dört konserinden birini istemeye istemeye, biletlerimizi çoktan almış olduğumu için mimli mekan jj arenada (bilenler bilir 2024'te testament konseri burda olmuş, bir çok insan işitme kaybına uğramış, bir kısmı mekanı terk etmişti, her ne kadar konser kayıtlarında bu durum anlaşılmasa da inanılmaz bir yankı ve dip gürültüsü vardı. bu konser sonrası ben de kendime konserlere özel kulaklıklardan edindim.) izledik. her ne kadar artık anadolu yakasında yaşıyor olsam da bu mekana gitmek gerçekten bir eziyet, watergarden avm'nin içinden geçip konser salonuna ulaşmak ayrı eziyet, konser salonu ayrı eziyet (bkz testament ile ilgili yazdıklarım) neyse neticede biz tarja ve marko birlikte çıkacak diye beklerken önce bir marko hietala sonra da bir tarja ziyafeti ile coştuk. bu arada sesçinin abime benzemesi de bizi şok etmedi değil.

2022'de harbiye'de senfonik orkestra ile izledikten ve performanslarına hayran kaldıktan sonra hooverphonic'i tekrar geldiklerinde kaçırmam imkansızdı. zorlu'da gerçekleşen konserde geike yine tuhaf kıyafetleri ile sahne aldıysa da yine sesi ile büyüledi geçti. konser bitmeden gidip en önü bize bırakanlara ise ancak teşekkür ediyorum. grubu diplerine kadar girip izlemek ve şarkılarına eşlik etmek gerçekten eşsizdi. alex yine aşırı sempatikti.

nisan'ı ise aslında canlı kanlı görmek isterdim dediğim, uyuyamadığım gecelerin yanıp sönen kılıfıyla ve zaman zaman müzikleriyle eşlikçisi olan pulse'ın yaratıcıları pink floyd cover grubu uk pink floyd experience ile kapattık. şarkı seçimleri, ışık kullanımları, genel olarak performansları gerçekten çok güzeldi. oturmalı bir performans olduğu için burada da pink floyd ile ilgili her şeyi bilen ve yüksek desibelden konuşarak yanındaki arkadaşına her şarkıyla ilgili yorum yapan arkadaşın mağduru olduk, kendisinden kaçamadık, asosyaliz dönüp sus diyemedik. pasif agresyonda tavan yaptık ancak (= darısı başka konserlere diyorum..

mayıs yine sakin geçen bir ay olup her ikisi de if'te gerçekleşen white lion ve siamese ile bitti. white lion bin yıldır bildiğimiz, ezberlediğimiz, artık içimizi geçtim hücrelerimize işleyen şarkıları yeniden düzenlemiş ve garip bir şey yapmış. kendimi çok sudan çıkmış balık gibi hissettim. yeniliğe karşı değilim ama bu kadar marş gibi olmuş şarkılarda bu değişiklikler olmasaydı daha mı iyiydi diye düşünmedim değil açıkçası. white lion konserinin bir diğer önemi ise kendisinin nostaljisinin yanı sıra hem birlikte gittiğim arkadaşımın hem benim 10 seneyi aşkındır görüş(e)mediğimiz arkadaşlarımızla karşılaşıp konseri birlikte izlemiş olmamız. eski arkadaşlıkların olduğu yerde durup sanki dinlerken durdurulan ve tekrar teybe takılan kaset gibi kaldığı yerden devam etmesi büyüsü gerçekten ayrı bir his.

siamese ise yine konser sebebiyle tanıştığım altyapısını beğendiğim ancak elektronik zıpçık tarafı beni bozan bir grup oldu. zıpçık dıpçık olmasa giderli bir grup. ayrıca çok da sempatikler. vokalin anneannesi(?) tarafından bir türk bağı olması sebebiyle türkçe bilgisi ve şakaları da ayrıca geceye tat kattı.

haziran'a tırt mekan blind'da the murder capital konseri ile başladık. grup beni pek açmadığı için kenarda takıldım pek bir yorumum olmayacak ama haziran'ın esas olayı guns and roses konseri oldu benim için. daha önce geldiklerinde gidemediğim için özellikle çok kıymetliydi. buradan kosneri en ön alanda izlememe vesilen olan arkadaşlara teşekkürlerimi iletiyorum. axl beklediğimden çok daha iyiydi, kayıtlarda ne kadar vikvik bir ses çıksa da statta kesinlikle öyle değildi. ayrıca knockin' on heavens door öncesi şarkıyı ahmet minguzzi'ye adamaları ve şarkı boyunca arkada resminin dönmesi herhalde vicdanı olan herkesi ağlattı diye düşünüyorum, bilmiyorum bana çok dokundu, hâlâ daha düşündükçe gözlerim doluyor. şu günlerde 50bin mahkumun salınmasınu da düşündükçe iyice tüylerim diken diken oluyor. neyse konudan şaşmadan geri döneyim, guns'ın performansı bence şahaneydi, axl'ın şarkılardan sonra alkış aldıkça seyirciye selam vermesi ve saygısı benim özellikle dikkatimi çeken bir noktaydı. sıkıştık tıkıştık ama eve mutlu döndük. guns'un ön grubu rival sons da ayrıca dinlenesi güzel bir grup. kuyruktan içeri girmekte zorlandıysak da yakaladığımız kısmını ben beğendim açıkçası.

haziran'ın bir diğer bombası ise alan parsons project idi. harbiye'de güzel bir mehtap eşliğinde izledik kendisini. gerçekten çok tat aldığım bir konserdi ve evet eye in the sky seviyorum ne var LOL. konserin son şarkısı game people play idi ve bence çok yakıştı. tadı damağımda kalan bir konser oldu gerçekten.

temmuz'un bombası ise 3 günlük headbangers weekend idi. her grubu dinleyeceğim diye gaza gelip iki ve üçüncü gün süründüğüm bu festival ikinci ve üçüncü gün yemek alanında stant açan salpa bar'ın vegan köfte ekmekleri ile doruk noktasını yaşadı benim için. bira fiyatlarının gayet makul olduğu, iki sahne arası git gelin ise saçma olduğu, inanamadığım şekilde rahat gidip geldiğim (ulaşımdan dolayı lifepark'ı hiç sevmem) bu festivali ne kadar anlatsam az. festivale yalnız gittim ama her konseri başka arkadaşımla izledim bir kere bu çok güzel bir deneyimdi benim için. manowar konseri resmen bir ayin gibiydi. pentagram'ı ilk defa canlı izledim, hem çok güzeldi hem de ordu gibi çıktıklarına çok şaşırdım. ogün ve murat ilkan inanılmaz sempatik insanlar <3 yaşru'nun performansı çok lezizdi. bleed from within kesinlikle bizim seyirciden bu performansı beklemiyordu ve götleri düştü LOL, netekim machine head'in de. her iki konserde de açılan pitler adamları uçurdu resmen. izlemesi çok zevkli katılması ise benim için tehlikeli (= myst zamanından tanıdığım sevgili onur'u murder king ile sahnede ilk defa yine festivalde izleme şansını yakaladım. seyirci ile iletişimleri çok güzeldi. boykot şarkılarının ise zaten hastasıyım, söylemeselerdi olmazdı sanırım. yerli tüm gruplarımıza bu vesile ile sevgiler göndermek istiyorum. hepsini izleyememiş olsam da desteğim tam. çok güzel ve başarılı yerli gruplarımız var dinleyin dinlettirin. bunların dışında paradise lost uzun senelerdir dinlememe ve konser ortamlarına dönüşümün ilk grubu olsa da bu konserlerinden ayrı bir tat aldım. aşık oldum desem bile yeri sanırım. bu festivalde tadına doyamadığım ikinci konser buoldu sanırım. opeth, soen ve cemetery skyline yine izlediğim ve süper performans sergileyen gruplardı. konser eşlikçim pregabalin, ibuprofen ve n-asetilsistein ile magnezyum'a teşekkürü ayrıca borç bilirim (=



temmuz'u tabi iki headbangers ile kapatmadık ve üstüne kçp'de hu, gojira, satchvai ve dream theater ile taçlandırdık. hu ana sahnedeyken nedense piknik sahnesine küçültüldü. gerçekten saçma bir ortam vardı. pek konser havasına giremedim, beni sürekli boyu seviyesine dürtüp kulağıma aah ah biz gençken muhabbeti yapan abla da bu konuda yardımcı olmadı. bu konser için de selamımı üniversite arkadaşım caner'e gönderiyorum, kendisi bana bir pena kaptı ben de özenle sakladım <3

gojira, herhalde senenin en sıcak gününde gerçekleşti. kçp'nin beton yeri o sıcağı bütün gece bize geri kustu, kalabalıktan da ekstra bir sıcak oldu ve bayılmak noktasına ulaştık neredeyse. gojira gerçekten şahane bir şov sergiledi. flying whales'in başladığını anlamayıp muhabbete duran seyirciye de çeşitli laflarım var. konserden ya ben anlamıyorum ya bu seyirci, bilmiyorum (= mario ayrı joe ayrı döktürdü. mario'nun ayak kamerası ve karton üzeri mesajları ise gecenin unutulmaz ve dikkat çekici anlarıydı. he evet bir de flying whales sırasında ozzy'nin öldüğü haberi geldi. kendisini sevmiyorum fakat hayata iyi veda etti kabul etmek lazım.

efsaneleri sahnede görmek gerek dediğimiz gitar virtüözleri joe satriani ve steve vai konseri içinse söyleyebileceğim çok bir şey yok, en önde değilseniz bu konserden pek bir şey anlamamış olmanız doğal çünkü ekranlar kapalıydı. çıplak gözle ne görüldüyse o. bunun sebebi neydi bilemiyorum ama gerçekten kınadım.

dream theater ise bu sene 40. yılını kutluyordu. ben 44 yaşındayım ne ara siz 40 yıldır müzik yapıyorsunuz arkadaş ben anlayamadım kabul etmiyorum bu seneleri, bünyem almıyor (= senenin arkadaşlarla birlikte en kalabalık gittiğimiz konseriydi. awake'ten bir şey çalmamış olmaları üzdüyse de başka klasiklerine yer verdiler ve eşsiz bir konser oldu. labrie özellikle ses tellerinden geçirdiği rahatsızlıktan sonra ilk defa bana rahatsızlığından önceki gibi bir performans sergiledi gibi geldi. bir an üniversite yıllarıma ışınlandım.


ağustos tatil ayı dedik ama konsersiz tabii ki geçirmedik, dark sun metal fest'te sepultura ile açılışı yapıp myrkur ve epica ile devam ettik. sepultura'daki ekip değişikliklerinden dolayı falan gelmeyen arkadaşlar bence sesi kısık da olsa güzel bir konser kaçırdılar. herhalde hayatımda izlediğim en sessiz metal konseriydi, yine de çok coştuk. özellikle sahneye gelen brezilyalı olduğu tahmin ettiğim perküsyon grubu geceye inanılmaz bir tat kattı. görece rahat bir konser izledik, rahat rahat headbang yaptık. memleketimin son iki yılının şarkısı refuse/resist sonlara doğru geldi, sanırım en meşhur şarkıları roots bloody roots ile ise kapanışı yaptılar. 

festivalcik dark sun'ın ikinci günün myrkur ve epica ile geçirdik. bence iyi bir eşleşme olmuş. myrkur'u ilk defa izledim ve bence çok etkileyiciydi. epica ise eskiden beri bildiğim ama nadiren dinlediğim bir grup. aslında brutal vokal + clean kadın vokal çok sevdiğim beauty and beast tadı yakaladığım bir birliktelik. duyunca hemen kulak kabartıyorum ve epica'nın bu ikiliyi başarılı bir şekilde kullandığını düşünüyorum.

lise yılları hissi veren konserlere göbekleme dalan limp bizkit, mekan seçimi (ataköy marina) dolayısıyla çok küfür yediyse de  o gün harun can'ı görmüş olma (hatta ucundan videoya girmiş olma) heyecanı, sevdiğimiz ve lise günlerine fon olmuş hitlerini çalmış olmaları, fred'in serseri drone'a mikrofon çakması, tom cruise'u sahneye çağırıp bizi sazanlaması, careless whisper'da broland'ın davulcunun platformuna kendini atıp ölü numarası yapması ve fred'in behind blue eyes'ı bir ağızdan söyleyen seyirciye "istanbul kareoke night" demesi gibi unutulmaz anlara da imza attı. master of puppets ve walk ile metallica ve pantera <3'ya selam çakmayı ihmal etmediler. konserde lamba direği gibi dikilen ruslar ile pogo yaparak eğlenceyi doruklara taşımaya çalıştık LOL.

sakin ve deniz kum güneş ile geçen ağustos ayından sonra eylül ve ekim bomba gibi geldi. kovenant ile tekrar blog yazmaya başladığım için buralara tekrar girmeyeceğim ama eylül'ün ilk konseri yine lise dönemlerime damgasını vuran marilyn manson oldu. beni mm ile tanıştıran lise arkadaşımın da olduğu bir eski dostlar grubuyla konseri izlemek ise ayrı bir tat verdi. bu konser için de yine haddinden fazla bilet satıldığını düşünüyorum. adından şarkılarına, kıyafetlerinden sahne gösterilerine kadar shock rock tanımının fazlasıyla karşılayan manson'ın ise bence türkiye performansı beklentinin çok altındaydı. bolca penisini ellemek ve sağa sola balgam atmak dışında shocklık bir tarafını pek göremedim. yine de geçen yıllardaki düşüşünden sonra prime dönemindeki sesi ve fiziği ile sahnede olması ve 17 şarkılık setlistiyle senenin dikkate değer konserlerinden biriydi bence. kendi adıma mm ile ilk tanıştığım albüm olan mechanical animals'dan daha fazla şarkı söylemesini isterdim ama diğer şarkılarını severek dinlerim.

eylül'ün ikinci konseri ise wishbone ash idi. daha önce hiç dinlememiştim kendilerini ama eski grupların gerçekten tadı bir başka oluyor. 70-80'lerin rock/metal tarzı ise gerçekten bir başka. 

seneyi ise aralık'ta weather systems'a biletim olmasına rağmen rahatsız ve aşırı yorgun olduğum için gidemeyerek kasım ayında rottin christ, my dying bride ve blackbirar ile tamamlamış oldum. if balkon aşağıdan da kötü bir yermiş. bel fıtığı ağrısı çekerken oturarak konser izlemek benim için müthiş bir lüks olacaktı (biletini devreden arkadaşıma selamlar) ancak kocaman bir flama açıp görüntüyü kapatan ve en önde ayakta duran seyirci bu ihtimali elimden alınca ve yine iki dakikada bir yukarıdan gelip bira isterseniz bana söylemeniz yeterci çalışanların başkalarına servis sunmak için önümüzde dakikalarla dikilmeleri sebepli küfrederek aşağıya kaçtık. her şeye rağmen aşağısı daha çekilebilir geldi. 
blackbirar ise bir kalandra kadar olmasa da sahnede büyüledi. klasik bir metalci kitlesi yoktu, kalpler havada uçuştu, basçı ve vokalin arasındaki iletişim ve basçının seyirciyle iletişimi ve headbang'i ise gecenin dikkat çekici noktalarıydı. konser öncesi seyircinin bir ağızdan söyleyip, bu ne ve biz bilmiyoruz diye shazam'a sorduğumuz şarkıların taylor swift ve lana del ray çıkması ise bende ufak bir şok etkisi yaratmadı değil. konser badime iki şarkıda bir, bizi nereye getirdin diye sorup durdum LOL


daha 2025 bitmeden ise 2026 bombaları ile sıraya girdi. benim için bu sene açıklanan en büyük isim anneke'li gathering ve beş bin yıldır beklediğim savatage. megadeth veda turnesinin ilk konserini burada yapmış ve 2026'da da son konserini yine burada vereceğini söylemişti zaten. biletler çıkar çıkmaz üzerine atladım. dave'in yeri çok özel ve 2025'te görmüş olsam da son kez görmeye de gitmek isterim. tabii ki teatral rock'ın babası alice cooper biletlerini de kaptım. bu sene yaşadığım bazı rezillikleri tekrar yaşamak istemediğim için tekrarı olmayacağını düşündüğüm bu konserlere paraya kıyıp sahne önünden bilet aldım bu sefer. en son 2022'de tek başıma gidip izleyip tekrardan hayran kaldığım moonspell'in ise dönüşünü o zamandır bekliyorum. wishlist'imde beklemede..

2026 bol müzikli ve coşkulu geçsin.. stay hard, stay heavy \m/



13 Ekim 2025 Pazartesi

11 eylül 2025 ashes of ares konseri

2012 yılında iced earth'ün eski ve ikonik vokali matt barlow ve yine eski gitaristi freddie vidales ve nevermore bateristi van williams tarafından kurulan, o zamandan bu zamana 5 albüm çıkaran ve 0 kere türkiye'ye gelen ashes of ares, iced earth'ün spawn temalı the dark saga albümünün 29. yılı şerefine ufak bir turne yapmış. setlist fm'e göre 2013'ten beri 30 konser veren grup bu sene avrupa'da 11 konseri tamamlamış görünüyor. 

something wicked this way comes albümü ile tanıştığım ve aslında diğer albümleri ile bilgimin pek sınırlı kaldığını itiraf etmem gereken iced earth'ün the dark saga albümünün konseptinin spawn olduğunu geçen hafta öğrendim. i died for you şarkısı ise şimdi bir anlam kazandı diyebilirim. yine de matt barlow'u sahnede izlemek, belki something wicked'dan da bir şeyler çalarlar ümidi ile bileti kaptım.


if ile kovacıları, retina yakan ışıkları ve bazen iyi bazen kötü ses düzeni ile ilgili bayağı dertliyim bildiğiniz üzere, hele en son gittiğim mors principium est konserinden sonra resmen kumara döndü. ne ile karşılaşacağımı bilememek bende stres yaratmaya başlamış gerçekten. bir de son dakika biletlerde indirime gitmeleri "kazıklandık" hissini pekiştirme garantili. biletix de sağolsun bu sene pek çok konserde bu hissi yaşadık zaten. 

velhasılı kelam bu konserde hem ses hem de ışıklar bence hiç olmadığı kadar iyiydi. kovacılar pek azdı, sadece yine sis makinasının ayarını bulamadılar, ona da nazarlık dedik artık. o da olsaydı alternatif gerçekliğe geçtiğimize inanacaktım (= sis makinasının etkisini aşağıdaki fotoğrafta net görebilirsiniz. konserde bulunduğum yer ses masasının biraz önü gibiydi, yani ben göremediysem oradaki görevli arkadaşlar da görememiş olmalı, hiç mi sisi kısmak akıllarına gelmedi bilemedim. 


her neyse nazar boncuğumuzu geçersek, the dark saga albümünü kutlamaya geldiklerinden komple albümü çalacaklarını biliyorduk zaten. bunun dışında kendi şarkılarından da çalacaklarını tahmin etmiştim, setlist'te en süpriz parça ise melancholy oldu bence, seyirci olarak da hakkını verdiğimizi düşünüyorum. bir blind guardian - the bards song in the forest sekansı yaşayarak hep bir ağızdan söyledik.

bu senenin metal konserleri teması ise sanatçıların türk seyircisi performansı karşısında şaşırması sanırım (in flames'i ise bu durumdan tenzih ederim anders seyirciyi azarlamış öldünüz mü diye, ben hastaydım gidemedim konsere biletim olmasına rağmen). her ne kadar büyük alanlardaki konserlerde (bkz: gojira, limp bizkit, marilyn manson..) yine de yüksek bir oranda yerli metalciler ağırlığımızı koyuyoruz. if genelde küçük bir yer olduğu içinse yabancı oranı bayağı düşük oluyor. bu konuda en çok şaşıran ve mutlu olan grup sanırım sabaton'du, ashes of ares de ilk beşe girer diye düşünüyorum.

seyirci ise bir enteresandı. ben aylar önce aldığım iced earth tişörtümle oradaydım, bu tişörtü bir de marilyn manson konserinde birisinde gördüm \m/ sevdiğim grupların tişörtlerini giymeyi de seviyorum. açıkçası şimdiye kadar çok seçiciydim tişört konusunda. sadece bir tane monkeys'den alınma manowar tişörtüm ve bir tane de aptülika çizimli queen tişörtüm vardı. manowar tişörtümün aynısını hatta şu saniyedeki arkadaşın üzerinde görebilirsiniz. (= 44 yaşımla beraber biraz fikrim de değişti ve şimdi internetin altını üstüne getiriyorum tişörtler için. dün ise ashes of ares tişörtü olup iced earth tişörtü olmamasından şikayetçiydi bazı arkadaşlar. ben ise kartla satışın olmamasına şaşırdım. çoğu insanın ise "iced earth" geliyo diye düşünerek geldiğini gördük. ashes of ares parçaları çalındığına üzülen/sinirlenenler oldu. oysaki bence gayet iyi parçalar seçmişler direkt yüksek tempo girdik ve one-eyed king ile yüksek tempo bitirdik konseri. matt barlow artık sesim yoruldu son şarkı falan gibi söylense de 30 küsur senede sesinin bir gram değişmediğini, kendisine gayet iyi baktığını gördüm. devamını hepimiz için diliyorum, iyi bir vokali canlı izlemek benim için ayrı bir haz.

kendi şarkılarıyla gene gelsinler isterim açıkçası. belki seneye gene üç günlük bir festival olur da orada daha çok kişiye ulaşma şansı bulurlar. henüz hakkında yazamadım ama headbangers weekend'in bu sene tadı damağımda kaldı.

video çekimleri için sevgili @crowwleyyy'e teşekkür ederek bir sonraki konsere diyorum (=

11 Ekim 2025 Cumartesi

6 eylül 2025 sabaton konseri

bu senenin benim için heyecanla beklenen konserlerinden biri sabaton'du.

2016 senesi özellikle de sonu benim için hayatımın dönüm noktalarını peşpeşe yaşadığım bir dönemdi. ve o yaz rock off festivali oldu, hiç yapmadığım bir şey yapıp tek başıma konsere gitme cesaretini buldum ve megadeth aşkına kendimi park orman'a attım. park orman'a gittiğimde bir anda o kalabalıkta kendimi aşırı yalnız hissedip abimi aradığımı ve onun da geldiğini hatırlıyorum. sonra konserde yılların eskitemediği dostum sertaç'la karşılaşmamız, megadeth ile göbek atmamız falan ayrı bir efsaneydi. o konserde bir de daha önce hiç dinlemediğim fakat sahnedeki enerjilerine, sempatikliklerine hayran olduğum sabaton ile tanıştım. sabaton o yüzden benim için bugünkü hayatımın da başlangıcını simgeliyor.

her ne kadar 2017 senesinde geldiyseler de biletimiz olmasına rağmen şimdiki eşim o zamanki sevgilimin yaşadığı rahatsızlıktan (hiperakuzi) dolayı konsere gitmemeyi tercih etmiştik. şimdi 8 sene sonra gene bir sabaton konseri ve gene yaşadığı hiperakuzi atağı ise tuhaf bir tesadüf.

8 senedir gelmemiş olmalarına gönül koymak bir yana, sonunda geldiler ya şahsen ben çok sevindim. üstelik bu sene daha önce ülkemizi dirkschneider konseriyle şenlendiren udo'nun sahneye solo projesiyle misafir olması da geceye ayrı bir lezzet kattı. biz 45dk 1 saat bir performans beklerken 40 dk kalması üzdüyse de yalan dünya'dan açılay'ın deyimiyle "sesine sağlık". dirkschneider olarak izleyemediysem de u.d.o. olarak izlemek de keyifliydi. fight for the right memleketime çok uyabilecek bir şarkıydı, söylemesini isterdim ancak forever free ile idare ettik artık. (=  setlist'e buradan erişilebilir bu arada sahneye koşarak çıkıp enerji patlatan ve sempatiklikte sabaton üyeleri ile yarışan u.d.o.'nun gitaristi andrey smirnov'dan da bahsetmek gerekli. başından sonuna o 40 dakikanın her saniyesi kıpır kıpırdı, ya seyirciyle iletişim halindeydi ya da sahnede diğer grup arkadaşlarıyla bir şakalar bir komiklikler peşindeydi.


7 şarkının sonunda u.d.o. sahneye veda eder olmayan boşluklara insanlar girmeye çalışırken bir baktık ki ferah feza u.d.o.'yu izlediğimiz noktada bir anda uzun uzun insanların arkasında kalmışız. tabii ki bu şarkılara eşlik etme ve eğlenme azmimizden hiçbir şey alamadı.. banttan gelen march to war sonrasında ghost division'ın tüm gazıyla sahneye çıkan isveçli kardeşlerimiz power metal'in hakkını dibine kadar verdiler. setlistleri bence çok iyiydi, ha isterdim bir iki şarkı daha çalsınlar ama zaten favori şarkılarımın hepsini çaldıkları için bir şey de diyemiyorum (=


sabaton, biraz sahnedeki komiklikleri ile de biliniyor. birbirilerine takılmaları vs. hem komik hem sempatik hem metal daha ne olsun, yeme de yanında yat (çok seviyorum adamları öyle böyle değil lol) netekim bu konserde benim zorlu'ya diyecek tek şeyim gene fazla bilet satmış olmaları, onun dışında ışık ve ses çok iyiydi hem udo'da hem sabaton'da cayır cayır dinledik. bu sene gojira'dan beri konserlerin sesi bir kısık ama yine de joakim'in konuşmalarını açık net anlamış olmak bile bir şeydi diyorum (megadeth'te dave'i mesela neredeyse hiç anlamadık. tamam o da ağzının içine konuşuyor da adamın konuşmasını çözmeye alışmış bir kitle var bir yandan da bunu da göz önüne almak lazım) 
her neyse netice itibariyle tipik türk metal fanı gene ortalığı birbirine kattı, mekandan verimi alınca konsere odaklanabildi, grup coştu biz coştuk, joakim durup durup "bir pazartesi gününde bu coşku! hiç böyle bir şey görmedik tüylerim diken diken" minvalli konuştu. joakim'cim biz alıştık bu sene pazar, pazartesi, salı konserlerine. gecenin körü bu metropol numarası yapan, toplu taşıması biten, bir yerden bir yerine gitmenin eziyet demek olduğu bu çöplükte hayatta kalmanın ötesine geçip "yaşamaya" çalışmaya. konserler terapimiz bu "hayat" diye adlandırdığımız şeyde. tabii ki geldik, tabii ki coştuk. (=


bir noktada sahneye pespembe bir şey geldi, bu ne ki derken hello kitty gitarı olduğuna uyandık ve "can't a straight man have a pink guitar?" ile master of puppets'a girdik. burdan da bir "thumbs up" aldık joakim'den (= zaten gecenin pazartesi gecesi olması, tüylerin diken diken olması ile birlikte en çok tekrar eden şeylerden biri de bu çok iyi mimiği oldu.
herhalde gecenin en çok beklenen şarkılarından biri çanakkale savaşını konu edinen cliffs of gallipoli idi sanırım. öncesinde joakim, bazı şarkılar bazı ülkelerde özellikle daha çok dikkat çekiyor, dinleniyor, isteniyor. bu sıradaki şarkıyı da özellikle yeni zelanda, avustralya ve türkiye'de çalıyoruz dedi. burada atatürk ile ilgili de bir şeyler dedi ama atatürk adını duyan seyici öyle bir coştu ki ne dedi ben net duyamadım. evet, atamın adını duyunca coşuyoruz. ayrıca zıplamayan tayyipçi diyip açık hava, kapalı alan dinlemeden zıplıyoruz da. artık organizatörler de grupları önden uyarsın bunlar böyle böyle tezarühat yapıp zıplarsa üzerinize alınmayın diye lol
artık gecenin sonuna doğru yaklaştığımızın da göstergesi olan cliffs of gallipoli'den sonra joakim, normalde işte bu noktada sahne arkasına gitmemiz sizin bizi geri çağırmanız gerekir falan filan ama biz bunlarla vakit kaybetmek istemiyoruz size mümkün olduğu kadar çok şarkı çalmak istiyoruz gibi bir şeyler söyledi ve seyirciye ne şarkı istediklerini sordu. büyük çoğunluk "primo victoria" diye tezarühata durdu, e zaten setlist'in de o noktasına gelmiştik, biz de o kalabalıkta zaten darldığımız için iyice arkaya doğru kaçtık ve primo victoria, swedish pagans, zıplamayan tayyipçi ve to hell and back ile yeni bulduğumuz geniş alanın rahatlığı ile zıplaya zıplaya konseri bitirdik.

bu sefer dip notum metal seyircisine; arkadaşlar yakın mesafe kaçınılmaz, üst üste bindiriyorlar zaten bizi konserlerde, bir zahmet bi duşa girin, deodorant kullanın, konserden önce kebap, çiğ soğan falan yiyip gelmeyin bir gün baygınlık geçireceğim valla.. bu konuya gelmişken şu da şurda dursun:
 you know how i know you're not metal? you use deodorant -metal böyle bişi değil yani (=

6 Ekim 2025 Pazartesi

5 eylül 2025 mors principium est

 yine yeni bir konserden merhaba..

4 saatlik uykuyla başlayan aile saadeti ile mutlu eden uzuuuuun bir günün sonunda kendimi if performans salonuna gönderdim. bu if performans salonu enteresan bir yer, daha önce kovalarından bahsetmiştim bu sefer de performansından bahsetmek istiyorum. her ne kadar performans derken gelen sanatçılardan bahsedilse de -ki şimdiye kadar gittiğim konserlerde sanatçıların performansına dair bir sorun göremedim- if genelde kendi performansından sınıfta kalıyor.

bu sefer de aksi bir durum olmadı malesef. güzel güzel ailemle vakit geçirmişim, ön grup yaşru'yu kaçırsam da arkadaşlarımı görmüşüm sosyalleşmişim, sohbet muhabbet çok güzel ortam şahane derken daha ilk notadan başlayan bir ses sistemi felaketi ile karşılaştık. iki konserdir şanssızlıklar peşimizi bırakmıyordu.grubun sesi bütün konser boyunca oturmadı, bir şarkıda vokali hiç duymadık, amca yardırdı ama sessiz film izlemek gibi bir şeydi: müzik var, ağız hareketi var, konuşma yok. grubun hareketlerinden anladığım kadarıyla iem'lerde de problem vardı sürekli ya birbirilerine baktılar çalarken ya da sahnenin yanında birileriyle konuştular.

yani konser ile ilgili çok fazla yorumum yok; mors principium est, brutal + soprano vokal olması sebebiyle dikkatimi çekip bunlar için konserine gitmeye karar verdiğim normalde takip etmediğim bir grup. seste sorun olunca zaten konsere kendimizi veremedik, bir kaç kez mosh pit açıldıysa da seyircinin geneli de konsere çok giremedi, hardcore olduğunu düşündüğüm fanlar coştuysalar da sürekli bir hareketlilik, kaynaşma ve konuşma oldu. ne sahnedekiler ne biz mutlu olmadık işin özü.

son notum son iki şarkımız, son şarkımız falan diyip sahneden gittikten sonra geri çıkacakmış gibi yapıp, seyirciye tezarühat yaptırıp sonra sahneye çıkıp bir selfie çekip salon "we want more" diye inlerken götünü dönüp gitmek ayıptır. 

benim için bu gecenin hafızalara geçecek anıları konserden ziyade konser sonrası oldu. biri bu son olayı kritik ettiğimiz arkadaşımla vedalaştıktan sonra otobüse giderken aynı yorumu yapan birisini duymam ve dönmemle yine aynı arkadaşımı görmek (= 

diğeri de dışarıda bilenler bilir if'in önünden kıvrılan bir araç yolu ve kenarında variller vardır, orda dikilirken yaşanan dengesizlikler sonucu mazgala düşen emanet bluetooth kulaklığı kurtarma operasyonumuz. mazgal üzerinde duran motoru el birliğiyle kaydırmamız, mazgalı açmamız, içine girip kulaklığı çıkarmamız, kulaklığın hala çalışır halde olması ve sanki hiçbir şey olmamış gibi motoru geri konuşlandırmamız. 

bu akşamki sabaton konserinden iyi anılar bekliyorum, sabaton'un yeri bende çok ayrı. onu da bir sonraki postta anlatırım artık.