29 Eylül 2025 Pazartesi

17 eylül 2025 blind guardian konseri

merhabaaa,

yine bir konser anısı ile geldim. ergenliğimin sevgili grubu blind guardian iki sene sonra yeniden memleketi orta dünyaya ışınlamaya geldi. aynı gece harbiye açık havada dire straits legacy vardı ve açıkçası god machine tour kapsamında 2023'te blind guardian'ı izlediğim için eğer dire straits legacy açıklanmadan önce biletleri almamış olsaydım dsl'ye gitmeyi tercih edebilirdim. yine de pişman değilim. hasta masta demedim taktım maskemi gittim.

2023'te geldiklerinde gene zorlu performans salonunda izlemiştim kendilerini. o zaman zorlu için sahnesi kötü demiştim. hala aynı fikirdeyim. hatta bütün konseri birlikte izleme şansına nail olduğum çok eski dostum ve belki de ilk konser badim irfan ile en iyi sahne'nin metal tanrısı dio'yu da izlediğimiz bir zamanların efsane festivali rock the nations'ın da yapıldığı maslak venue olduğuna karar verdik. hatta alper yurtsever'in aşağıdaki fotoğrafından da kastettiğimi daha net görebilirsiniz. 

görsel kaynağı için tık tık

zorlu turkcell sahnesi bu konserde sattıkları sayıda katılımcı için ayakta izlemeye uygun bir yer değil, bir kere herkes sahneyi tamamen görebilecek gibi duramıyor. üst üste binerse insanlar ancak makul bir görüş açısında olabiliyorlar, sahne karşısında olmayıp barların kurulduğu kanatlara doğru durursanız da ses kalitesinden nasibinizi alamıyorsunuz ki zorlu normalde ses konusunda iyi olup bu konserde sınıfta kaldı. her ne kadar bir önce gittiğim megadeth konseri gibi değilse de vokal (hem hansi hem de back vokaller) duyulmakta zorlandı, kimi zaman gitti. sanırım iem'leri de etkiledi bu durum ki hem detone oldular hem arada bir şeyler karıştı ki başka katılımcılardan da tonmeister'ın saçmaladığına dair yorumlar gördüm, demek ki yalnız değilim.

ben kısa boylu bir insan değilim 1.76 ile toplumun kadın boy ortalaması bir yana erkek boy ortalamasını bile az bir farkla geçiyorum, yine de kendi boyumdan sahne görüşüm aynen bu kadardı (bkz aşağıdaki foto) ve neredeyse bütün konseri böyle izledim. benden daha kısa boylular ne yapsın? (metalcilerde boy ortalaması da maşallah yani)


ısrarla her mekanda sahnenin yüksek olması gerektiğini söylememin sebebi işte bu. hepimizi eşitleyin işte. bu zorlu için mümkün değil, kapalı mekan, ancak bilet sayısı ile (oversell olayına girmeden yönetebilirlerse ki kapitalizmin gözü kör olsun zorlu'dan paraya tapmamasını istemek zor herhalde, o binanın yapılışı bile ayrı skandal ve skandalın arkasındaki isimler de şaşırtmıyor. senelerle zorlu'yu kendi çapımda protesto ederek kapısından içeri adımımı bile atmadım ancak bir noktada bazı şeylerden kaçılmıyor ya da insan bıkıyor da olabilir. politika hayatımızın her alanında bizi etkiliyor.. netice itibariyle bu salonun ayakta konser için en büyük handikapı sahnenin alçak olması. bunun yarısı hadi 2/3'ü kadar bir kalabalık olsaydı belki daha tatmin edici olabilirdi. 

açık hava olan küçükçiftlik park, park orman ve lifepark'tan daha iyi (yüksek) sahneler beklediğimi ileterek konsere geri dönmek istiyorum. konser boyunca yine seyircide gereksiz hareketlilik eksik olmadı. bu sefer iki üç kişi değil bayağı kitlece yer değişimleri oldu, kavimler göçü gibiydi mübarek. sanırım beşinci şarkı gibi ise bayağı bir insan aralardan süzüldü gitti. çevremdeki kitle ile beraber daha iyi görüş için kaydığımız için neredeyse bise kadar benim açı fotoğraftaki arkadaşın ense ile sabit kaldı (=

bu arada yine büyük bir başarı ile konserde mal gibi dikilen kitlenin ortasında kaldım. (evet hem kavimler göçü hem de dikili taşlar) abicim adam el çırp diyor bir interaksiyona girmeye çalışıyor seninle, tepki versene töbe töbe. delirtiyorlar insanı -lol- elbette konsere sanatçıları da görmeye gidiyoruz ama bence bundan çok daha fazlası. her şarkıyı bilmek ve bilsek bile eşlik etmek zorunda değiliz ama orada etkileşimde olmak zaten konser deneyiminin en büyük parçası iken sırık gibi dikilmeyi, bir şarkıyı bile alkışlamayayı anlamıyorum. bunu yapan tek tük insan olur da bir grup insan olunca iyice şaşırıyorum. 

mekandan ve seyirciden şikayetlerime burada son vererek sevgili blind guardian'a gelmek istiyorum. her zamanki gibi karşılıklı sevgi pıtırcığı modundaydık. hansi istanbul'u evleri gibi gördüklerini söyledi konserin başında. 2023 konserindeki çılgın seyirci performansını hatırlattı ve yine benzer bir performasn beklediklerini söyledi, sanırım biz de fena değildik diye düşünüyorum. yine 2023'teki gibi eski ve yeni şarkılarından karışık bir setlist ile karşımıza çıktılar.

blind guardian konserlerinin olmazsa olmazları, nightfall, bard's song in the forest, valhalla ve mirror mirror sanırım bu konserde de eksik olmadı. bir gün önce ankara'da verdikleri konser ile benzer başlayan setlist ise 8. şarkıda değişti. çalsalardı mutlu olacağım bright eyes yerine beni kalbimden vuran a past and future secret ile ile devam ettiler. hansi ise her şarkıdan önce bizi yolculuğumuzun
hangi diyara sürüklediğini anlattı; kâh orta dünyaya, kâh tanelorn'a, kâh camelot'a gittik; kötülerle/kötülükle savaşık, kahramanların hikayelerini anlattık.. yine bir blind guardian klasiği olarak the bard's song - in the forest'ı hansi abi bard sizsiniz hadi bakalım dedi ve bize bıraktı, biz de üzerimize düşeni yapıp tek bir ağızdan söyleyerek konsergasm yaşadık. a past and future secret ve valhalla'daki seyirci performansı da bence kayda değerdi. 

sesle ilgili çeşitli aksaklıklar olduysa da her zamanki gibi takır takır çalıp seyirciyi coşturdular. hansi zaten seyirci iletişimi kuvvetli bir frontman ve sürekli ya ritim tutturdu ya bir şeyler anlattı ya da bir sağ bir sol bir arka tarafa işaret edip katılımı teşvik etti. teee arkada koltuklarda izleyen seyirciyi unutmaması ve bütün konser boyunca onları da katılıma teşvik etmesi de not edilmesi gereken takdir edilesi hareketlerden. sadece öndeki seyirciyle hasbihali yeterli görenleri de hepimiz deneyimlemişizdir sanırım. 


her ne kadar artık eve gitme zamanı diyip and the story ends ile veda etmeye durdularsa ve bis'ten önce mekan bir tur daha boşaldıysa da sacred worlds, valhalla ve mirror mirror ile konsere üç şarkı daha eklediler gitmeden. 2023'te yeter artık yoruldum diyen hansi'yi düşününce çabuk gittiler diye düşünmeden edemiyorum ancak analitik tarafım hemen istatistiklere kendini verdi ve baktığımda 2023'teki konserde 17 şarkı söylemişler setlist olarak 1 saat 34 dakika görünmekle beraber 2 saati aşkın sahnede kalmışlardı, bu konserde ise 18 şarkı 1 saat 29 dakikalık bir setlistle çıktılar ve yine 2 saati aşkın sahnede kaldılar. setlist.fm'e göre tur ortalaması 1:40 dolayısıyla karşılıklı birbirimizi sevdiğimiz aşikar demek istiyorum. ayrıca "we will go home" diyip "our second home" diye düzeltmeni kaçırmadım hansi'ciğim <3

yine gelin, başka sahneye gelin \m/

24 Eylül 2025 Çarşamba

24. uluslararası istanbul go turnuvası

artık ne zamanlardı bilemiyorum abimin üniversite yıllarında go ile tanışması ile birlikte ben de go ile tanıştım. küçüklüğünde satranç meraklısı olup iddialı kişileri yenen fakat satranç konusunda tamamen iddiasız taşların nasıl hareket ettiği dışında oyunla başka bir ilgisi olmayan bir bebe olarak go da haliyle ilgimi çekti, ölüm kalım savaşları, mini problemler falan derken bir ara bayağı da ilgilendim ancak çok mu tez canlıyım (aslında hiç de değilim) yoksa başka bir sebebi mi var bilemiyorum oyunun standart 19x19 tahtasında bir oyuna başlayıp bitirmek benim için inanılmaz sıkıcı olmaya başladı. o hamleler benim için asla ilerlemiyor. bunca yıldır da hala aynı fikirdeyim (=

velhasılı kelâm go abimi fena sardı, oyuncu toplulukları, dernekler, alpar kılınç turnuvaları falan derken (tarihe çok hakim olmayabilirim affola) istanbul go oyuncuları uluslararası bir turnuva yapmaya karar veriyorlar ve o zamanlar 20'li yaşlarında olup fotoğraf da çekmeye ve bu hobisini geliştirmeye meraklı bendeniz de gönüllü kas gücü ve şipşakçı olarak olaya dahil oluyorum ve bugüne kadar sayabildiğim 11 turnuvada gönüllü olarak yer aldım. 

genel olarak go oyuncuları güzel insanlar olmakla birlikte turnuva sırasında sosyalleşmek takdir edersiniz ki pek mümkün değil, yine de seneler içerisinde pek çok tanıdık edindim ve hatta mini bir metal konser grubumuz bile oldu, buradan selam olsun. (=

benim ilk katıldığım turnuvalarda yer sponsoru mimar sinan üniversitesi güzel sanatlar fakültesiydi. nike heykelinin replikası ile az aşk yaşamadım bulunduğu fuayede. seneler sonra lourve'da kendisini görmek ise unutulmayacak bir anı benim için. hayranlığımın kaç kat arttığını tahmin edemiyorum. mimar sinan fotoğraf çekmek için de ayrıca özel bir binaydı, bir şekilde yer sponsoru olmamaya başladıklarında (sebebini bilmiyorum ben sadece ırgatım (=) çok üzülmüştüm. bu seneye kadar son bir kaç senedirse ibb yer sponsoru oluyordu. ibb fatih spor kompleksinde basket sahasında turnuvalar düzenlenmeye başladı. burası hem ulaşımı rahat hem de geniş ferah bir alan olmakla beraber havuzdan gelen seslerin geniş alanda yankılanması, giriş çıkışlara hakim olamamak dolayısıyla sesi kontrol edememek gibi bir dezavantaja sahip. spor kompleksi çalışanları her zaman güler yüzlü ve yardımseverdiler, yardımları yadsınamaz.

bu sene ise hem 5. boğaziçi go turnuvası hem de 24. uluslararası istanbul go turnuvası için mekan sponsoru doğuş üniversitesi oldu. çengelköy yerleşkesinde değişik fotoğraf karelerini yakaladığım(ız) turnuvalar yaşadık. çengelköy yerleşkesi eski bir avm'nin yeniden değerlendirilmesi ile tekrar hayat bulmuş. değişik bir üniversite kampüs deneyimi yaşatıyor bence. organizasyona verilen alan ise hem geniş, havadar hem de binanın giriş ve tam ortası olmasına rağmen genel olarak sakin. malesef kampüse erişim toplu taşıma ile biraz zor çünkü seçenekler kısıtlı. bir diğer olumsuz tarafı da cephesinin cam olması sebebiyle gün batımına doğru güneşi ve ısıyı içeriye olduğu gibi alması ve güneşin oyuncuların gözünü oymaya çalışması 😅 güvenlik ve temizlik görevlileri de en az ibb'nin görevlileri kadar nazik ve yardımseverler, kendimizi evimizde gibi hissetirdiler.

yıllar içinde oyuncularla ilgili kendi gözlemim ise ortam ne kadar nezihse oyuncular da o kadar nezihleşiyor, kendilerine daha çeki düzen veriyorlar; yerlerde çöp ya da oyun sonunda masalarda boş bardak vs görme oranı azalıyor, ses konusuna daha dikkat ediliyor vs.

bu senenin süprizi ise uzun zaman sonra yeniden yabancı bir oyuncunun turnuvaya eğitmen olarak dahil olması oldu benim için. avrupa'nın en iyi oyuncularından biri olan 8dan in-seong hwang üç gün boyunca istanbul'da go severlerle buluştu (çok haberci dili oldu idare edin) turnuva ile birlikte kendisinin de derslerini, birebir yorumlarını vs izleme imkanım oldu, hem samimi hem de bilgisini aktarabilen bir imaj yarattı bende. tanıştığıma çok sevindim.


20-21 eylül istanbul'un etkinlik açısından en yoğun olduğu haftasonuna yayılan turnuva genel olarak keyifli geçti, yüksek seviyeli ve yabancı oyuncuların katılımı ile de ortamın renklendiğini düşünüyorum açıkçası. genç oyuncuların da olması her sene turnuvaya ayrı bir neşe katıyor. gözümüzün önünde büyüyen miniklerin gelişimlerini takip etmek ve yeni oyuncularla tanışmak da ayrı bir keyif. bundan kısa bir süre önce genç oyuncu arkadaşlarımızın şu an hakemlik rolünü üstlendiğini görmek ve sorumluluğu paylaşmak da ayrıca hem güzel hem de yaşlandığımı hissettirdiği için üzücü (= düşünsenize şimdiki yaptıklarımın yanında elli masa kurup kaldırırken bu sene on masada nefesim tıkandı, günlerle yataktan kalkamadım (yalan bak koşa koşa megadeth konserine gittim, yani ağrı kesicilerle gittim ama gittim yani..lol)

tabii derneğin geliri sadece üyelikten olduğu için bu tarz turnuvalar sponsorluk olmadan olmuyor. mekan sponsoru, taş, tahta, saat, ödül gibi çeşitli sponsorluklar alınıyor. zaman zaman ırgatlık ve becerebildiğim kadar şipşakçılığın yanı sıra heyecan kat sayısını artırmak ve turnuvalara ilgiyi canlı tutmak için ben de kendi çapımda ödül töreni için bir ödül masası hazırlıyorum. bu seneki masada hem ödüller çoktu hem masa kocamandı hem de ödüller dışında da çeşitli standlarla masayı zenginleştirmeye ve görsel olarak çekici hale getirmeye çalıştım. katılımcıların memnun kaldığını umuyorum. (=


bu sene ayrıca ilk defa oyunculardan oyun sırasında portre çekimleri için talep geldi, onore oldum. teşekkür ederim. <3

bu senenin diğer bir süprizi de uzun bir süredir turnuvalarda görünmeyen eski oyuncuların turnuvayı ziyareti oldu. kendilerini daha sık görmek isteklerimi buradan da tekrar iletmeyi bir borç bilirim (=

gelecek turnuvalarda görüşmek dileği ile, go ile kalın (=


22 eylül 2025 marty friedman & megadeth konseri

 22 eylül gününe megadeth'in konser organizasyonu haberi ile aylar önceden heyecanlanmıştık. 2024 konser biletleri on dakika geçmeden soldout olduğu için bu seferkine aşırı heyecanlıydık. sevgili konser badim, ortaokul arkadaşım, konserlerin hanımefendisi bu konseri bana doğumgünü hediyesi olarak armağan ettiği için heyecanı ikiye katlanmıştı.

derken geçen ay "special guest" olarak marty friedman'ın adı duyuruldu ve hepimiz coştuk sanıyorum ki.. çünkü "special guest" demek aynı sahneyi paylaşmak demek olmalıydı. zaten tükenmenin eşiğinde olan biletler de bu duyuru ile tükendi. küçükçiftlik park'ın soldout (2025 gojira) ve hatta oversold (2024 scorpions) olduğunu tahmin ettiğim konserlerinde nasıl bir tıklım tıkışlık yaşandığını bildiğim için bir nebze de olsa korktum açıkçası ama konser kalabalığı bu sefer beni diğerlerinde olduğu gibi darlamadı. hem sahneyi ve barkovizyonu rahatça gördüm, hem nefes almayı geçtim çevrem hareket edip zıplayacak kadar rahattı.



konserin başından başlayacak olursak, 18:00 kapı açılış olarak ilan edildi. biz 18:37'de mekana doğru gelebildiğimizde kuyruğa giriğimiz nokta haritada 1 olarak işaretlediğim yerdi. 2 ve 3. noktalardan ayrı başka kuyruklar da varmış ilerledikçe ve sohbet ettikçe öğrendik. maçka parkının kapısında 1 ve 2 numaralı kuyruklar fermuar yöntemiyle medenice birleştik.


marty 19:30'da grubuyla birlikte sahneye çıkmış biz ise hala daha kuyruk beklemekteydik. bizim arkamızda ise herhalde kuyruğa ilk girdiğimiz zamanki kadar daha bir kalabalık vardı (içeriye girince gördüğüm manzara vs çıkmadan önceki manzara) 19:37 gibi artık içeri girdiğimizde ciddi bir kalabalık ön tarafta marty'le coşmaya başlamıştı bile. sevgili hammer abilerden (= merch alıp biz de favori izleme yerimize doğru yollandık.

daha önce malmsteen, satchvai band izlemiş biri olarak şahsen friedman'ın sahne enerjisine, seyirci etkileşimine bayıldım ve çok keyif aldım. ayrıca sen gitar virtüözü çağırıp nasıl barkovizyon açmazsın diye buradan satchvai'de barkovizyon açılmamasına sebep olan kimler varsa laflarımı hazırladım gönderiyorum, ektedir (=

her neyse marty'ciğimize dönersek, grup arkadaşları ile birlikte hem coşkulu hem yardırdıkları bir şov sundular bize. kelimenin tam anlamıyla dörtdörtlüktü gerçekten. bu arada daha gelişiyle birlikte marty'nin "a*ina koim istanbul" diye bağırması hepimiz koparttı. yanlış hatırlamıyorsam son şarkıdan önce de hepimize japonca "işte bu a*mina koim" demeyi öğretti: bütün kçp "majika ne!" diye inledi.


20:30 sularında biten marty konserinden sonra 21:00 de çıkacak diye megadeth'i bekledik ve fakat ancak 21:25 gibi çıktılar. tabii ki bir saate yakın bekleyen metal seyircisi durur mu? çeşitli siyasi sloganlarla zıpladık ve yumruk salladık. bir takım üç harflileri istifaya bile çağırdık ama bunlar bende biraz vicdan mastürbasyonu olarak kaydoldu. bu arada hangi şarkıyla çıkarlar neler çalarlar falan diye aramızda tartışırken wake up dead ile girip in my darkest hour ve hangar18 ile devam ettiler. detaylı setlist için buyrun

bu arada ses sisteminde iki konserdir vokallerde bir sorun olduğunu düşünüyorum. gitarlar ve bateri gayet iyi duyulurken vokali duymak ve anlamak için üstün duyu yeteneği lazım. konser alanının her yeri bir değil elbette ama herkes en mükemmel noktada duramayacağına göre tüm alana aşağı yukarı benzer bir deneyim vermek lazım diye düşünüyorum. ayrıca bir metal konserine göre ses de kısıktı. şarkılara bağıra çağıra eşlik etmeme rağmen sesim nasıl kısılmaz? çevremde konuşanları neden net duyuyorum? açın şu sesi kökleyin yahu?

ilk megadeth albümüm countdown to extinction olduğu için yeri bende ayrıdır (her zaman için ilk dinlediğim albümlerin yeri bende ayrı) o sebeple skin o' my teeth, countdown to extinction ve symphony of destruction ile coştum diyebilirim. dave she-wolf'u kadın seyircilerine ithaf etti <3 

herkes gibi ben de en azından tornado'da marty'nin sahneye gelerek gruba eşlik etmesini bekledim ama bir şarkıda dahi sahneye gelmedi. "special guest"in sıçtığı nokta da bu oldu. ertesi gün marty'nin kadıköy'de yaptığı workshop'ta hatta sahneye neden çıkmadığı sorulmuş o da herhalde hiçbirimizin aklına gelmedi gibi saçma bir cevap vermiş. yani bu kadar seyircinin aklına geldi haftalarla yorumlar yapıldı türlü sosyal mecrada ve sizin aklınıza gelmedi, hadi gelmedi organizasyondan biri de bunu size çıtlatmadı? inanamadım. her neyse marty'siz konserimiz "can you put a price on peace?" diye sorarak ve "next thing you know, they'll take my thoughts away" diyerek bir buçuk saatin sonunda bitti.

konser sırasında bir kaç kez dave bizi çok sevdiğini, istanbul'un onlar için özel olduğunu, burada konser vermeyi ekipçe çok sevdiklerini söyledi. son albüm ve son turne duyurusunun istanbul konseri açıklandıktan sonra yapılması sebebiyle de son turnenin ilk konserini bu konser yapmayı kararlaştırdıklarını ancak daha albüm çıkmadığı için albümden parçalar çalmak üzere tekrar geleceklerini ve hatta turnenin son konseri olacağını söyledi. tüm gösterilerin özel ve önemli olduğunu ancak ilk ve son gösterinin daha da özel olduğunu da ekledi.

biz de seni seviyoruz dave <3

umarım ve dilerim 2026'da da görüşürüz.






20 Eylül 2025 Cumartesi

18 eylül 2025 the kovenant konseri

son iki senedir konser çılgınlığına kendimi kaptırmış durumdayım. blog'umu tekrar canlandıralı beri de ilk gittiğim konser de if performance hall'da gerçekleşen the kovenant konseri oldu. iki senedir if'te düzenli denebilecek kadar konsere gitmiş birisi olarak kalitesinin giderek arttığını söyleyebilirim. kenarda köşede kalmış nispeten az dinleyici gruplar için de güzel bir konser ortamı oluyor, havalandırması yeterli, tuvaletleri eh işte temizce, ses sistemi de mekanla ilk tanıştığımdan beri gayet iyi. son iki konserdir (bir önceki de wishbone ash idi onunla ilgili de yazarım) gözlerim özellikle ışıklandırmadan kör oluyor dolayısıyla dean winchester'ın yorumuna rağmen güneş gözlüğü ya da araba gözlüğü takıyorum.

hazır mekandan bahsederken if'in uyuz eden ve mekanda bira içmeme sebebim kovacılardan bahsetmem lazım mutlaka. sene başında burada kalandra konserine geldim. müthiş bir atmosfer var neredeyse transa girmişiz ve aynı dakika içinde iki kere önümüzden iki kere arkamızdan bu kovacılar geçti. artık çemkirdik bir tanesine konser badimle. gerçekten bir mekandan soğutmak için birebir. geçen bir sene içinde bu elemanların ortalıkta gezinme sıklığı azalmış ama asla yeterli değil. tam gaza geliyorsunuz hop kovanın biri bütün görüşünüzü kapatmış.. ya da aşırı bir ter kokusu önünüzden arkanızdan çarparak geçiyor, hele ki biraz kalabalık bir konserse bu kaçınılmaz bir durum oluyor.
kovanın gözüme gözüme girdiği anlar

velhasılı kelam mekanın tam puan alması için bence düzeltmesi gerekenler: kovacıların kalkması, tuvaletlerin daha iyi temizlenmesi ve tabii ki bira fiyatları. içeride bira daha makul fiyata olsa kimse dışardaki bin türlü mekana gitmez içeride tüketir içkisini. bu arada konser mekanı dışındaki bar kısmında fiyatlar makulce.

esas konumuz the kovenant'a gelecek olursam, ki itiraf etmeliyim konsere tamamen arkadaşımı yalnız bırakmamak için ayakta uyuyarak gittim. daha önce bir kere tıpkısının aynısını çaldıkları örnek bir setlist dışında da dinlemediğimi eklemeliyim. konserin ilk 8 şarkısını '98 çıkışlı nexus polaris'ten çaldılar. brutal vokal ağırlıklı bu kısmı beni çok açmadı açıkçası. brutal vokale karşı olduğumdan değil her zaman her kafayla bünyem kaldırmadığı için. 
sonraki 4 şarkı ise '99 çıkışlı animatronic albümünden geldi. grubun zaten dört albümü olduğunu düşünürsek bu şekilde bir setlist hazırlamış olmalarına şaşırmamak lazım. '99 senesi hem liseden mezun olduğum hem müzikle daha çok ilgilenebildiğim dönemlerin başladığı zaman olduğu için bu albümün hem kapağı hem şarkılar tanıdık geldi diyebilirim.
her neyse; memleketimin adı çıktığı için animatronic kısmından ilk şarkı olarak seçtikleri jihad'ı çalmak konusunda kararsız kaldıklarını söyledi vokal amund svensson fakat seyirci bayağı heyecanlıydı ve bu yorumu duyanlar direkt "jihaaad" diye bağırınca içinde bir tereddüt vardıysa da kalmadı ve yardır yardır şarkıya girdiler. svensson arada bomba patlama efektleri ve korku filmi kahkaları ile şarkıyı bezedi. bence eğlenceli de oldu. animatronic'ten seçtikleri dört şarkıdan sonra son albümleri '03 çıkışlı seti'den via negativa'yı çaldılar ki biz bir an '90'lar türkçe pop'a ışınlandık. uykusuz olmasaydım daha çok eğleneceğim bir şarkıydı. 
 son iki şarkılarını da ilk albümleri in times before the light'tan çalarak konseri bitirdiler. son iki şarkıda da rammstein dinliyorum hissini dibine kadar yaşadım ki sahne kıyafet ve aksesuar tercihleri ile bu hissi zaten bana vermişlerdi. yazımı hazırlarken biraz daha grup ile ilgili bilgilenmiş olarak albüm albüm tarzlarını biraz değiştirdiklerini gözlemlemiş oldum. 
artık sahne personalarını böyle mi belirlemişler yoksa normalleri mi böyle bilemeyeceğim ama grup üyelerinin biraz donuk olduğunu düşündüm. özellikle kadın vokalleri üstlenen sarah jezebel deva'nın sürekli karanlıklarda ve bir biblo gibi durması nedense beni rahatsız etti, tabi bu benim problemim (= 
bu yazımı burada sonlandırırken şuraya iki resim de bırakayım madem..  

14 Eylül 2025 Pazar

there and back again..

en son 2008'de bir şeyler yazdığım bu blog'umu tekrar canlandırmaya karar verdim. bu arada başka başka bloglar da yarattığımı, o zamanki arkadaşlarımla ortak bloglarım olduğunu vs tekrar keşfettim. şu an geldiğim yer ise hepsini tek bir yere toplamak. blogger import/export mevzusunu çözmüş, "when a cat uses a fish-eye lens" blog'umu bu blogumla birleştirdim.diğerlerinden ise ya ayrıldım ya sildim.. 

o zamanlar yeni mezun, taze partime çalışan birisiyken 17 sene sonra ikinci iş yerinde gene bilgisayar başında kodlarla uğraşan ama bu arada yüksek lisansa başlayarak yeniden okula geri dönmüş bir durumdayım. (=

eski yazılarımı okurken bir yandan nekadar naifmişim diyorum bir yandan sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, öte yandan neler yaptığıma şaşırdım zira bazı şeyleri zerre hatırlamıyorum. insanın değişimini görmesi için günlükten güzel bir şey var mı yahu? eski yazılarımı etiketlerini değiştirmek ya da ufak tefek yazım hatalarını düzeltmek dışında güncellemeyi düşünmüyorum. altlarındaki yorumları da bırakacağım. canımı sıkan bir yazım olursa silerim (sildim, yine silerim asfas)

hafıza sorunu yaşayan birisi olarak daha çok kendim için yazacağım ama oldu ya eşim dostum belki gelir belki arama motorları birilerini buraya atar da geriye dönüp de neler karalamış bu kız diye bakacak olan olursa diye özellikle belirtmek istiyorum, hayal ettiğim şeylerin çoğu olmamış, gurur duyduğum bazı mükemmeliyetçi huylarımın üzerinden silindir geçmiş ve bugüne gelmişim. o zaman bu senelerin popüler sözü "hayaller, hayatlar.." diyerek taze girdimi sonlandırıp buralara biraz daha çeki düzen vermeye devam etmeye gidiyorum.

görüşürüz günlük (=