çılgın bir megadeth konserinden sonra kendimi bu dönem en çok beklediğim günde buldum. jüri günü!
ytü'de tezsiz yüksek lisans yapıyorum ve final haftasında yaparlar diye beklediğim dönem projesi sunum gününü finalin sonraki haftası pet shop boys ile aynı güne getirdiler.18:00'de başlamasını beklediğimiz sunumlar ancak 20'de başladı ve 22:00'de life park'ta başlayacak konsere 20 dakika geciktik malesef. bu konsere abim ile gittiğimiz için kendisi de benden dolayı gecikmiş oldu. suburbia ve can you forgive her tamamen kaçtı, opportunities'de araba için park yeri arıyorduk, where the streets have no name'de alana yürüyorduk işte ucundan bir yerden rent ile yetiştik.
bu sene kendimi sahne önü ile şımarttığım ve life park'taki hollywood vampires faciasından dolayı yine sahne önü bilet almıştık. merdivenler tarafından erişim yoktu, ortada bir yere kapı koymuşlar bir de diğer uca. merdivenler tarafındaki kapıyı kapatan abi öbür kapı da kapalı dediği için ortadan insanları biraz iteleyerek biraz ezerek sahne önüne ulaştık. insanları iteleyip kakalamak ya da ezmek benim tercihim değildi hepsinden yol rica ettim fakat ya duymadılar ya sallamadılar. eninde sonunda sahne önüne sol tarafa ulaştığımızda ise o kapının açık olduğunu görünce biraz sinirimiz bozuldu. life park yine yapacağını yaptı yani.
pet shop boys konseri festival kapsamında olduğu için yemek alanı genel konser alanından ziyade piknik masalarının olduğu alt alanda yerleşmişti. bir vegan olarak bira patates dışında bu sefer bir de kuruyemiş/mısır patlağı opsiyonu buldum asdf headbangers weekend anılarım canlandı, ilk günü kaçırsa da iki gün beni alanda yalnız bırakmayan salpa bar'ı yad ettim.
konsere dönecek olursak da sahneden başlamak isterim çünkü alice cooper'dan sonra düşünülmüş emek harcanmış bir sahne daha gördüm. sahnede aşağı yukarı hareket eden ve sahnenin önünü arkada gruptan ayıran bir perde ya da led sistemi vardı. tam çözemedim ne olduğunu. sahnenin arkasını ise çepeçevre hareket eden ışıklı kulelerle çevirmişlerdi. kimi zaman equalizer gibi kimi zaman şehir silüeti gibi ışıkları yanarak şarkılara eşlik ettiler.
velhasılı kelam sahne önündeki boşluğa kendimizi atmamızdan sonrası eğlenerek geçti, hep beraber domino dancing söyledik, new york city boys, a new bohemia derken zıpladık hopladık sonra love comes quickly'de neil tennant sahnenin bir ucundan başlayıp öbür ucunda şarkıyı bitirirken büyülenmiş gibi onu izledik.
paninaro, always on my mind derken what have i, what have i, what have i done to deserve this? diye kendimizi sorgularken bulduk. sahnenin iki kenarında sokak lambası dekorları vardı ve bunlar hareket edebiliyormuş, yol işiçisi kıyafetli abiler what have i done to deserve this'te bu aydınlatmaları sağa sola götürdüler. bu kadar uğraşıp neden motorize bir sistem yapmadıklarını anlamadık ve komiğimize gitti. go west ile lgbt bayrağını sonuna kadar açıp hemen ardından it's a sin ile kalbimizden fethettikten sonra ise sahneye veda ettiler. tabii ki bis ile geri dönüp söylemelerini mutlaka beklediğim west end girls'ü kendi gençlik imajlarının üzerinde dönüp durduğu perdenin önünde icra edip being boring ile sahneye ve bizlere veda ettiler.
kendi adıma sahnede bir kere gördüğüm için çok mutluyum. gene gelirlerse gidebilirim de, çok tadındaydı diyip gitmeyebilirim de açıkçası. daha önce de demiştim bazı konserlere sırf hayatımın bir noktasında vardılar görmeliydim dürtüsüyle bilet aldım, bu da onlardan biriydi. bakalım bizi nostaljik başka hangi esnitiler bekliyor...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder