13 Ekim 2025 Pazartesi

11 eylül 2025 ashes of ares konseri

2012 yılında iced earth'ün eski ve ikonik vokali matt barlow ve yine eski gitaristi freddie vidales ve nevermore bateristi van williams tarafından kurulan, o zamandan bu zamana 5 albüm çıkaran ve 0 kere türkiye'ye gelen ashes of ares, iced earth'ün spawn temalı the dark saga albümünün 29. yılı şerefine ufak bir turne yapmış. setlist fm'e göre 2013'ten beri 30 konser veren grup bu sene avrupa'da 11 konseri tamamlamış görünüyor. 

something wicked this way comes albümü ile tanıştığım ve aslında diğer albümleri ile bilgimin pek sınırlı kaldığını itiraf etmem gereken iced earth'ün the dark saga albümünün konseptinin spawn olduğunu geçen hafta öğrendim. i died for you şarkısı ise şimdi bir anlam kazandı diyebilirim. yine de matt barlow'u sahnede izlemek, belki something wicked'dan da bir şeyler çalarlar ümidi ile bileti kaptım.


if ile kovacıları, retina yakan ışıkları ve bazen iyi bazen kötü ses düzeni ile ilgili bayağı dertliyim bildiğiniz üzere, hele en son gittiğim mors principium est konserinden sonra resmen kumara döndü. ne ile karşılaşacağımı bilememek bende stres yaratmaya başlamış gerçekten. bir de son dakika biletlerde indirime gitmeleri "kazıklandık" hissini pekiştirme garantili. biletix de sağolsun bu sene pek çok konserde bu hissi yaşadık zaten. 

velhasılı kelam bu konserde hem ses hem de ışıklar bence hiç olmadığı kadar iyiydi. kovacılar pek azdı, sadece yine sis makinasının ayarını bulamadılar, ona da nazarlık dedik artık. o da olsaydı alternatif gerçekliğe geçtiğimize inanacaktım (= sis makinasının etkisini aşağıdaki fotoğrafta net görebilirsiniz. konserde bulunduğum yer ses masasının biraz önü gibiydi, yani ben göremediysem oradaki görevli arkadaşlar da görememiş olmalı, hiç mi sisi kısmak akıllarına gelmedi bilemedim. 


her neyse nazar boncuğumuzu geçersek, the dark saga albümünü kutlamaya geldiklerinden komple albümü çalacaklarını biliyorduk zaten. bunun dışında kendi şarkılarından da çalacaklarını tahmin etmiştim, setlist'te en süpriz parça ise melancholy oldu bence, seyirci olarak da hakkını verdiğimizi düşünüyorum. bir blind guardian - the bards song in the forest sekansı yaşayarak hep bir ağızdan söyledik.

bu senenin metal konserleri teması ise sanatçıların türk seyircisi performansı karşısında şaşırması sanırım (in flames'i ise bu durumdan tenzih ederim anders seyirciyi azarlamış öldünüz mü diye, ben hastaydım gidemedim konsere biletim olmasına rağmen). her ne kadar büyük alanlardaki konserlerde (bkz: gojira, limp bizkit, marilyn manson..) yine de yüksek bir oranda yerli metalciler ağırlığımızı koyuyoruz. if genelde küçük bir yer olduğu içinse yabancı oranı bayağı düşük oluyor. bu konuda en çok şaşıran ve mutlu olan grup sanırım sabaton'du, ashes of ares de ilk beşe girer diye düşünüyorum.

seyirci ise bir enteresandı. ben aylar önce aldığım iced earth tişörtümle oradaydım, bu tişörtü bir de marilyn manson konserinde birisinde gördüm \m/ sevdiğim grupların tişörtlerini giymeyi de seviyorum. açıkçası şimdiye kadar çok seçiciydim tişört konusunda. sadece bir tane monkeys'den alınma manowar tişörtüm ve bir tane de aptülika çizimli queen tişörtüm vardı. manowar tişörtümün aynısını hatta şu saniyedeki arkadaşın üzerinde görebilirsiniz. (= 44 yaşımla beraber biraz fikrim de değişti ve şimdi internetin altını üstüne getiriyorum tişörtler için. dün ise ashes of ares tişörtü olup iced earth tişörtü olmamasından şikayetçiydi bazı arkadaşlar. ben ise kartla satışın olmamasına şaşırdım. çoğu insanın ise "iced earth" geliyo diye düşünerek geldiğini gördük. ashes of ares parçaları çalındığına üzülen/sinirlenenler oldu. oysaki bence gayet iyi parçalar seçmişler direkt yüksek tempo girdik ve one-eyed king ile yüksek tempo bitirdik konseri. matt barlow artık sesim yoruldu son şarkı falan gibi söylense de 30 küsur senede sesinin bir gram değişmediğini, kendisine gayet iyi baktığını gördüm. devamını hepimiz için diliyorum, iyi bir vokali canlı izlemek benim için ayrı bir haz.

kendi şarkılarıyla gene gelsinler isterim açıkçası. belki seneye gene üç günlük bir festival olur da orada daha çok kişiye ulaşma şansı bulurlar. henüz hakkında yazamadım ama headbangers weekend'in bu sene tadı damağımda kaldı.

video çekimleri için sevgili @crowwleyyy'e teşekkür ederek bir sonraki konsere diyorum (=

11 Ekim 2025 Cumartesi

6 eylül 2025 sabaton konseri

bu senenin benim için heyecanla beklenen konserlerinden biri sabaton'du.

2016 senesi özellikle de sonu benim için hayatımın dönüm noktalarını peşpeşe yaşadığım bir dönemdi. ve o yaz rock off festivali oldu, hiç yapmadığım bir şey yapıp tek başıma konsere gitme cesaretini buldum ve megadeth aşkına kendimi park orman'a attım. park orman'a gittiğimde bir anda o kalabalıkta kendimi aşırı yalnız hissedip abimi aradığımı ve onun da geldiğini hatırlıyorum. sonra konserde yılların eskitemediği dostum sertaç'la karşılaşmamız, megadeth ile göbek atmamız falan ayrı bir efsaneydi. o konserde bir de daha önce hiç dinlemediğim fakat sahnedeki enerjilerine, sempatikliklerine hayran olduğum sabaton ile tanıştım. sabaton o yüzden benim için bugünkü hayatımın da başlangıcını simgeliyor.

her ne kadar 2017 senesinde geldiyseler de biletimiz olmasına rağmen şimdiki eşim o zamanki sevgilimin yaşadığı rahatsızlıktan (hiperakuzi) dolayı konsere gitmemeyi tercih etmiştik. şimdi 8 sene sonra gene bir sabaton konseri ve gene yaşadığı hiperakuzi atağı ise tuhaf bir tesadüf.

8 senedir gelmemiş olmalarına gönül koymak bir yana, sonunda geldiler ya şahsen ben çok sevindim. üstelik bu sene daha önce ülkemizi dirkschneider konseriyle şenlendiren udo'nun sahneye solo projesiyle misafir olması da geceye ayrı bir lezzet kattı. biz 45dk 1 saat bir performans beklerken 40 dk kalması üzdüyse de yalan dünya'dan açılay'ın deyimiyle "sesine sağlık". dirkschneider olarak izleyemediysem de u.d.o. olarak izlemek de keyifliydi. fight for the right memleketime çok uyabilecek bir şarkıydı, söylemesini isterdim ancak forever free ile idare ettik artık. (=  setlist'e buradan erişilebilir bu arada sahneye koşarak çıkıp enerji patlatan ve sempatiklikte sabaton üyeleri ile yarışan u.d.o.'nun gitaristi andrey smirnov'dan da bahsetmek gerekli. başından sonuna o 40 dakikanın her saniyesi kıpır kıpırdı, ya seyirciyle iletişim halindeydi ya da sahnede diğer grup arkadaşlarıyla bir şakalar bir komiklikler peşindeydi.


7 şarkının sonunda u.d.o. sahneye veda eder olmayan boşluklara insanlar girmeye çalışırken bir baktık ki ferah feza u.d.o.'yu izlediğimiz noktada bir anda uzun uzun insanların arkasında kalmışız. tabii ki bu şarkılara eşlik etme ve eğlenme azmimizden hiçbir şey alamadı.. banttan gelen march to war sonrasında ghost division'ın tüm gazıyla sahneye çıkan isveçli kardeşlerimiz power metal'in hakkını dibine kadar verdiler. setlistleri bence çok iyiydi, ha isterdim bir iki şarkı daha çalsınlar ama zaten favori şarkılarımın hepsini çaldıkları için bir şey de diyemiyorum (=


sabaton, biraz sahnedeki komiklikleri ile de biliniyor. birbirilerine takılmaları vs. hem komik hem sempatik hem metal daha ne olsun, yeme de yanında yat (çok seviyorum adamları öyle böyle değil lol) netekim bu konserde benim zorlu'ya diyecek tek şeyim gene fazla bilet satmış olmaları, onun dışında ışık ve ses çok iyiydi hem udo'da hem sabaton'da cayır cayır dinledik. bu sene gojira'dan beri konserlerin sesi bir kısık ama yine de joakim'in konuşmalarını açık net anlamış olmak bile bir şeydi diyorum (megadeth'te dave'i mesela neredeyse hiç anlamadık. tamam o da ağzının içine konuşuyor da adamın konuşmasını çözmeye alışmış bir kitle var bir yandan da bunu da göz önüne almak lazım) 
her neyse netice itibariyle tipik türk metal fanı gene ortalığı birbirine kattı, mekandan verimi alınca konsere odaklanabildi, grup coştu biz coştuk, joakim durup durup "bir pazartesi gününde bu coşku! hiç böyle bir şey görmedik tüylerim diken diken" minvalli konuştu. joakim'cim biz alıştık bu sene pazar, pazartesi, salı konserlerine. gecenin körü bu metropol numarası yapan, toplu taşıması biten, bir yerden bir yerine gitmenin eziyet demek olduğu bu çöplükte hayatta kalmanın ötesine geçip "yaşamaya" çalışmaya. konserler terapimiz bu "hayat" diye adlandırdığımız şeyde. tabii ki geldik, tabii ki coştuk. (=


bir noktada sahneye pespembe bir şey geldi, bu ne ki derken hello kitty gitarı olduğuna uyandık ve "can't a straight man have a pink guitar?" ile master of puppets'a girdik. burdan da bir "thumbs up" aldık joakim'den (= zaten gecenin pazartesi gecesi olması, tüylerin diken diken olması ile birlikte en çok tekrar eden şeylerden biri de bu çok iyi mimiği oldu.
herhalde gecenin en çok beklenen şarkılarından biri çanakkale savaşını konu edinen cliffs of gallipoli idi sanırım. öncesinde joakim, bazı şarkılar bazı ülkelerde özellikle daha çok dikkat çekiyor, dinleniyor, isteniyor. bu sıradaki şarkıyı da özellikle yeni zelanda, avustralya ve türkiye'de çalıyoruz dedi. burada atatürk ile ilgili de bir şeyler dedi ama atatürk adını duyan seyici öyle bir coştu ki ne dedi ben net duyamadım. evet, atamın adını duyunca coşuyoruz. ayrıca zıplamayan tayyipçi diyip açık hava, kapalı alan dinlemeden zıplıyoruz da. artık organizatörler de grupları önden uyarsın bunlar böyle böyle tezarühat yapıp zıplarsa üzerinize alınmayın diye lol
artık gecenin sonuna doğru yaklaştığımızın da göstergesi olan cliffs of gallipoli'den sonra joakim, normalde işte bu noktada sahne arkasına gitmemiz sizin bizi geri çağırmanız gerekir falan filan ama biz bunlarla vakit kaybetmek istemiyoruz size mümkün olduğu kadar çok şarkı çalmak istiyoruz gibi bir şeyler söyledi ve seyirciye ne şarkı istediklerini sordu. büyük çoğunluk "primo victoria" diye tezarühata durdu, e zaten setlist'in de o noktasına gelmiştik, biz de o kalabalıkta zaten darldığımız için iyice arkaya doğru kaçtık ve primo victoria, swedish pagans, zıplamayan tayyipçi ve to hell and back ile yeni bulduğumuz geniş alanın rahatlığı ile zıplaya zıplaya konseri bitirdik.

bu sefer dip notum metal seyircisine; arkadaşlar yakın mesafe kaçınılmaz, üst üste bindiriyorlar zaten bizi konserlerde, bir zahmet bi duşa girin, deodorant kullanın, konserden önce kebap, çiğ soğan falan yiyip gelmeyin bir gün baygınlık geçireceğim valla.. bu konuya gelmişken şu da şurda dursun:
 you know how i know you're not metal? you use deodorant -metal böyle bişi değil yani (=

6 Ekim 2025 Pazartesi

5 eylül 2025 mors principium est

 yine yeni bir konserden merhaba..

4 saatlik uykuyla başlayan aile saadeti ile mutlu eden uzuuuuun bir günün sonunda kendimi if performans salonuna gönderdim. bu if performans salonu enteresan bir yer, daha önce kovalarından bahsetmiştim bu sefer de performansından bahsetmek istiyorum. her ne kadar performans derken gelen sanatçılardan bahsedilse de -ki şimdiye kadar gittiğim konserlerde sanatçıların performansına dair bir sorun göremedim- if genelde kendi performansından sınıfta kalıyor.

bu sefer de aksi bir durum olmadı malesef. güzel güzel ailemle vakit geçirmişim, ön grup yaşru'yu kaçırsam da arkadaşlarımı görmüşüm sosyalleşmişim, sohbet muhabbet çok güzel ortam şahane derken daha ilk notadan başlayan bir ses sistemi felaketi ile karşılaştık. iki konserdir şanssızlıklar peşimizi bırakmıyordu.grubun sesi bütün konser boyunca oturmadı, bir şarkıda vokali hiç duymadık, amca yardırdı ama sessiz film izlemek gibi bir şeydi: müzik var, ağız hareketi var, konuşma yok. grubun hareketlerinden anladığım kadarıyla iem'lerde de problem vardı sürekli ya birbirilerine baktılar çalarken ya da sahnenin yanında birileriyle konuştular.

yani konser ile ilgili çok fazla yorumum yok; mors principium est, brutal + soprano vokal olması sebebiyle dikkatimi çekip bunlar için konserine gitmeye karar verdiğim normalde takip etmediğim bir grup. seste sorun olunca zaten konsere kendimizi veremedik, bir kaç kez mosh pit açıldıysa da seyircinin geneli de konsere çok giremedi, hardcore olduğunu düşündüğüm fanlar coştuysalar da sürekli bir hareketlilik, kaynaşma ve konuşma oldu. ne sahnedekiler ne biz mutlu olmadık işin özü.

son notum son iki şarkımız, son şarkımız falan diyip sahneden gittikten sonra geri çıkacakmış gibi yapıp, seyirciye tezarühat yaptırıp sonra sahneye çıkıp bir selfie çekip salon "we want more" diye inlerken götünü dönüp gitmek ayıptır. 

benim için bu gecenin hafızalara geçecek anıları konserden ziyade konser sonrası oldu. biri bu son olayı kritik ettiğimiz arkadaşımla vedalaştıktan sonra otobüse giderken aynı yorumu yapan birisini duymam ve dönmemle yine aynı arkadaşımı görmek (= 

diğeri de dışarıda bilenler bilir if'in önünden kıvrılan bir araç yolu ve kenarında variller vardır, orda dikilirken yaşanan dengesizlikler sonucu mazgala düşen emanet bluetooth kulaklığı kurtarma operasyonumuz. mazgal üzerinde duran motoru el birliğiyle kaydırmamız, mazgalı açmamız, içine girip kulaklığı çıkarmamız, kulaklığın hala çalışır halde olması ve sanki hiçbir şey olmamış gibi motoru geri konuşlandırmamız. 

bu akşamki sabaton konserinden iyi anılar bekliyorum, sabaton'un yeri bende çok ayrı. onu da bir sonraki postta anlatırım artık.

5 Ekim 2025 Pazar

3 eylül 2025 septicflesh konseri

2025 yılı metal müzik konserleri açısından gerçekten dolu dolu geçiyor, gitmek istediğim, gittiğim ve gidemediğim konserlerde patlama yaşadım. ufak ufak sona doğru geliyoruz. an itibariyle 5 konsere biletim kaldı gerisi fiilen ve madden beni zorlayacak.. bakalım 2026'da neler bizi bekliyor. (=

gel gelelim son konserim septicflesh'e. bu sefer oturmalı bir konserdi ve ilk balkonda yerimizi aldık. hastalıktan yeni kalktığım ve neredeyse hiç durmayan bir iş temposunun içinde olduğum için oturmak çok işime geldi. daha önce pink floyd tribute konserine de yine zorluda gelmiş ve birinci balkonda izlemiştim. oturarak izlemek için fena bir salon değil gerçekten. zorlu ile zorum var o ayrı 17 eylül 2025 blind guardian konseri yazımda bahsetmiştim.

ilk girdiğimiz anda sahne ve orkestra katını kaplayan bir sis özellikle dikkatimi çekti. sise bir de parfüm mü sıkmışlar ne yapmışlar alerjiler tetiklendi yani sağolsunlar. aşağıdaki görselden de anlayabileceğiniz gibi sahneyi hiç göremedik dersek yeridir. konserin neredeyse yarısı yoğun bir sis perdesinin arkasında kaldı. şimdi bu fotoğrafta anlaşılmıyor ama öndeki grup üyelerinin arkasında beş ayrı platformda yaylılar var. sol iki platform sanıyorum ki keman, en sağ çello, onların yanı kontrbastı, orkestra şefi eren başbuğ'un karşısında yine keman ve bir farklı enstrüman vardı ama ne çalıyordu gerçekten bilemiyorum.

normalde septicflesh dinleyicisi değilim, orkestral düzen olacağı için bir heyecan ile bunu da deneyimleyelim diye gittik. fanları arasında hem memnun olanlar hem de orkestrayı gereksiz bulanlar vardı (kulak misafiri olduğum konuşmalar) gereksiz bulanları tamamen haksız bulamıyorum çünkü çello ve kontrbasları neredeyse hiç duyamadık. grubun sound'u o kadar gürültülü ve yüksek ki ancak kemanların tizleri aradan sıyrılıp gelebildi. balkon'un sorunumu yoksa ses sisteminin sorunu mu bilemiyorum ama bunun doğru olmadığını düşünüyorum. bir klasik müzik konserine gittiğimde baktığım enstrümanın (enstrüman grubunun) sesini bütün hepsinin içinden seçebilirim bu konserde asla bu olmadı. bakıyorum çellistler hararetli bir şekilde çalıyorlar ama sesleri asla yoktu.

nadiren orkestrayı görebildiğimiz anlarda bir iki fotoğraflarını çekmeye çalıştım. hepsi flu çıkmış malesef. sahne anlaşılsın diye paylaşıyorum.

baktım konser ortamına asla giremiyorum, enstrümanların yarısını duyamıyorum, orkestra orda yardırıyor ama emekleri boşa gidiyor hazır sinirim bozulmuş bari biraz gözlem yapayım o zaman dedim. yapmaz olaydım (= netekim ben hayatımda bu kadar kötü bir ışıkçı görmedim. yani o kadar kötüydü ki, konserden önce youtube'dan bir saat nasıl opere edilir diye baksam da ben otursam konsolun başına daha iyi iş çıkarırdım bence. o kadar kötüydü diyorum. hele ki hayko cepkin'i canlı izledikten sonra ışık bu işi ne kadar büyük bir parçası ve ne kadar özen istiyor anlıyorsun. mesela gojira konserinde de çok güzel bir iş çıkarılmıştı bence ışık açısından.

gel gelelim bu konserin ışıkçısına, bu arada ışık ve sis aynı noktadan mı yönetiliyor bilmiyorum ama aynı kişi ise neden ikisinin de beceriksizce olduğu benim için daha netleşir. bir kere orkestrayı neredeyse hiç net olarak göremedik. grubu hep silüet olarak gördük, belki bir kere bis konuşması yaparken vokal spiros'u görmüşüzdür o kadar. spotlar genelde vokal ve iki gitarist üzerindeydi. 


vokallerde sotiris geldikçe ya karanlıkta kaldı ya da kafasının aydınlandığını gördük. mesela bis'te anubis'i çalarlarken arkada bazı semboller yaptı hepsi "kara"mbole gitti. 

sonra zaman zaman sahneye çıkan klarnetçiyi nasıl göremediğimizin net resmi aşağıdadır. o mikrofon orada sabit, konserin başından sonuna kadar aynı yerde durdu. arkadaşım sen nasıl bir ışıkçısın ki bunu önceden ayarlamadın ve adamın önündeki boşluğa tuttun o ışığı?


aynı şeyi zaman zaman sahneye çıkan soprano için de yaşadık. baktı ki hatun ışık ona gelmiyor, tuttu mikrofon ayağını kendisi yürüdü gitti ışığa. daha sonraki şarkılarda ise direkt umursamadan şarkısını söyledi gitti. 

konserin sonunda bir yerde bayağı uzun bir süre eşlik etti gruba, ışıkçının yanına artık birisi mi geldi ne oldu deneye yanıla ışıklardan bir tanesini oynatmayı başarıp biraz kaydırdılar yani tebrik ediyorum gerçekten.

netice itibariyle orkestra tahmin ediyorum muhteşemdi (çoğunlukla duyamadım), grup çok iyiydi fakat hiçbir şey göremeyip bazen dışımdan da çeşitli aşağılamaları savurarak konseri bitirdim. aşağıda en ön sıralarda çılgınlar gibi headbang yapan arkadaşları takdir ediyorum, biz azıcık ritm tutsak bütün sıra sallandı netekim. 

spiros ilk defa türkiye'de "böyle bir şey yapıyoruz", "bu gece ilk defa böyle bir şey dinleyeceksiniz" gibi bir kaç açıklamada bulunduysa da daha önce de orkestral çalışmaları olduğunu az öncelerde tespit etmiş bulunuyorum. sanırım eren başbuğ farklı bir orkestrasyon yapmış ve ilk defa dedikleri bu olsa gerek. keşke orkestrayı daha iyi duyabilseydik gerçekten. benim için biraz hayal kırıklığı bir konser oldu neticede. 

29 Eylül 2025 Pazartesi

17 eylül 2025 blind guardian konseri

merhabaaa,

yine bir konser anısı ile geldim. ergenliğimin sevgili grubu blind guardian iki sene sonra yeniden memleketi orta dünyaya ışınlamaya geldi. aynı gece harbiye açık havada dire straits legacy vardı ve açıkçası god machine tour kapsamında 2023'te blind guardian'ı izlediğim için eğer dire straits legacy açıklanmadan önce biletleri almamış olsaydım dsl'ye gitmeyi tercih edebilirdim. yine de pişman değilim. hasta masta demedim taktım maskemi gittim.

2023'te geldiklerinde gene zorlu performans salonunda izlemiştim kendilerini. o zaman zorlu için sahnesi kötü demiştim. hala aynı fikirdeyim. hatta bütün konseri birlikte izleme şansına nail olduğum çok eski dostum ve belki de ilk konser badim irfan ile en iyi sahne'nin metal tanrısı dio'yu da izlediğimiz bir zamanların efsane festivali rock the nations'ın da yapıldığı maslak venue olduğuna karar verdik. hatta alper yurtsever'in aşağıdaki fotoğrafından da kastettiğimi daha net görebilirsiniz. 

görsel kaynağı için tık tık

zorlu turkcell sahnesi bu konserde sattıkları sayıda katılımcı için ayakta izlemeye uygun bir yer değil, bir kere herkes sahneyi tamamen görebilecek gibi duramıyor. üst üste binerse insanlar ancak makul bir görüş açısında olabiliyorlar, sahne karşısında olmayıp barların kurulduğu kanatlara doğru durursanız da ses kalitesinden nasibinizi alamıyorsunuz ki zorlu normalde ses konusunda iyi olup bu konserde sınıfta kaldı. her ne kadar bir önce gittiğim megadeth konseri gibi değilse de vokal (hem hansi hem de back vokaller) duyulmakta zorlandı, kimi zaman gitti. sanırım iem'leri de etkiledi bu durum ki hem detone oldular hem arada bir şeyler karıştı ki başka katılımcılardan da tonmeister'ın saçmaladığına dair yorumlar gördüm, demek ki yalnız değilim.

ben kısa boylu bir insan değilim 1.76 ile toplumun kadın boy ortalaması bir yana erkek boy ortalamasını bile az bir farkla geçiyorum, yine de kendi boyumdan sahne görüşüm aynen bu kadardı (bkz aşağıdaki foto) ve neredeyse bütün konseri böyle izledim. benden daha kısa boylular ne yapsın? (metalcilerde boy ortalaması da maşallah yani)


ısrarla her mekanda sahnenin yüksek olması gerektiğini söylememin sebebi işte bu. hepimizi eşitleyin işte. bu zorlu için mümkün değil, kapalı mekan, ancak bilet sayısı ile (oversell olayına girmeden yönetebilirlerse ki kapitalizmin gözü kör olsun zorlu'dan paraya tapmamasını istemek zor herhalde, o binanın yapılışı bile ayrı skandal ve skandalın arkasındaki isimler de şaşırtmıyor. senelerle zorlu'yu kendi çapımda protesto ederek kapısından içeri adımımı bile atmadım ancak bir noktada bazı şeylerden kaçılmıyor ya da insan bıkıyor da olabilir. politika hayatımızın her alanında bizi etkiliyor.. netice itibariyle bu salonun ayakta konser için en büyük handikapı sahnenin alçak olması. bunun yarısı hadi 2/3'ü kadar bir kalabalık olsaydı belki daha tatmin edici olabilirdi. 

açık hava olan küçükçiftlik park, park orman ve lifepark'tan daha iyi (yüksek) sahneler beklediğimi ileterek konsere geri dönmek istiyorum. konser boyunca yine seyircide gereksiz hareketlilik eksik olmadı. bu sefer iki üç kişi değil bayağı kitlece yer değişimleri oldu, kavimler göçü gibiydi mübarek. sanırım beşinci şarkı gibi ise bayağı bir insan aralardan süzüldü gitti. çevremdeki kitle ile beraber daha iyi görüş için kaydığımız için neredeyse bise kadar benim açı fotoğraftaki arkadaşın ense ile sabit kaldı (=

bu arada yine büyük bir başarı ile konserde mal gibi dikilen kitlenin ortasında kaldım. (evet hem kavimler göçü hem de dikili taşlar) abicim adam el çırp diyor bir interaksiyona girmeye çalışıyor seninle, tepki versene töbe töbe. delirtiyorlar insanı -lol- elbette konsere sanatçıları da görmeye gidiyoruz ama bence bundan çok daha fazlası. her şarkıyı bilmek ve bilsek bile eşlik etmek zorunda değiliz ama orada etkileşimde olmak zaten konser deneyiminin en büyük parçası iken sırık gibi dikilmeyi, bir şarkıyı bile alkışlamayayı anlamıyorum. bunu yapan tek tük insan olur da bir grup insan olunca iyice şaşırıyorum. 

mekandan ve seyirciden şikayetlerime burada son vererek sevgili blind guardian'a gelmek istiyorum. her zamanki gibi karşılıklı sevgi pıtırcığı modundaydık. hansi istanbul'u evleri gibi gördüklerini söyledi konserin başında. 2023 konserindeki çılgın seyirci performansını hatırlattı ve yine benzer bir performasn beklediklerini söyledi, sanırım biz de fena değildik diye düşünüyorum. yine 2023'teki gibi eski ve yeni şarkılarından karışık bir setlist ile karşımıza çıktılar.

blind guardian konserlerinin olmazsa olmazları, nightfall, bard's song in the forest, valhalla ve mirror mirror sanırım bu konserde de eksik olmadı. bir gün önce ankara'da verdikleri konser ile benzer başlayan setlist ise 8. şarkıda değişti. çalsalardı mutlu olacağım bright eyes yerine beni kalbimden vuran a past and future secret ile ile devam ettiler. hansi ise her şarkıdan önce bizi yolculuğumuzun
hangi diyara sürüklediğini anlattı; kâh orta dünyaya, kâh tanelorn'a, kâh camelot'a gittik; kötülerle/kötülükle savaşık, kahramanların hikayelerini anlattık.. yine bir blind guardian klasiği olarak the bard's song - in the forest'ı hansi abi bard sizsiniz hadi bakalım dedi ve bize bıraktı, biz de üzerimize düşeni yapıp tek bir ağızdan söyleyerek konsergasm yaşadık. a past and future secret ve valhalla'daki seyirci performansı da bence kayda değerdi. 

sesle ilgili çeşitli aksaklıklar olduysa da her zamanki gibi takır takır çalıp seyirciyi coşturdular. hansi zaten seyirci iletişimi kuvvetli bir frontman ve sürekli ya ritim tutturdu ya bir şeyler anlattı ya da bir sağ bir sol bir arka tarafa işaret edip katılımı teşvik etti. teee arkada koltuklarda izleyen seyirciyi unutmaması ve bütün konser boyunca onları da katılıma teşvik etmesi de not edilmesi gereken takdir edilesi hareketlerden. sadece öndeki seyirciyle hasbihali yeterli görenleri de hepimiz deneyimlemişizdir sanırım. 


her ne kadar artık eve gitme zamanı diyip and the story ends ile veda etmeye durdularsa ve bis'ten önce mekan bir tur daha boşaldıysa da sacred worlds, valhalla ve mirror mirror ile konsere üç şarkı daha eklediler gitmeden. 2023'te yeter artık yoruldum diyen hansi'yi düşününce çabuk gittiler diye düşünmeden edemiyorum ancak analitik tarafım hemen istatistiklere kendini verdi ve baktığımda 2023'teki konserde 17 şarkı söylemişler setlist olarak 1 saat 34 dakika görünmekle beraber 2 saati aşkın sahnede kalmışlardı, bu konserde ise 18 şarkı 1 saat 29 dakikalık bir setlistle çıktılar ve yine 2 saati aşkın sahnede kaldılar. setlist.fm'e göre tur ortalaması 1:40 dolayısıyla karşılıklı birbirimizi sevdiğimiz aşikar demek istiyorum. ayrıca "we will go home" diyip "our second home" diye düzeltmeni kaçırmadım hansi'ciğim <3

yine gelin, başka sahneye gelin \m/

24 Eylül 2025 Çarşamba

24. uluslararası istanbul go turnuvası

artık ne zamanlardı bilemiyorum abimin üniversite yıllarında go ile tanışması ile birlikte ben de go ile tanıştım. küçüklüğünde satranç meraklısı olup iddialı kişileri yenen fakat satranç konusunda tamamen iddiasız taşların nasıl hareket ettiği dışında oyunla başka bir ilgisi olmayan bir bebe olarak go da haliyle ilgimi çekti, ölüm kalım savaşları, mini problemler falan derken bir ara bayağı da ilgilendim ancak çok mu tez canlıyım (aslında hiç de değilim) yoksa başka bir sebebi mi var bilemiyorum oyunun standart 19x19 tahtasında bir oyuna başlayıp bitirmek benim için inanılmaz sıkıcı olmaya başladı. o hamleler benim için asla ilerlemiyor. bunca yıldır da hala aynı fikirdeyim (=

velhasılı kelâm go abimi fena sardı, oyuncu toplulukları, dernekler, alpar kılınç turnuvaları falan derken (tarihe çok hakim olmayabilirim affola) istanbul go oyuncuları uluslararası bir turnuva yapmaya karar veriyorlar ve o zamanlar 20'li yaşlarında olup fotoğraf da çekmeye ve bu hobisini geliştirmeye meraklı bendeniz de gönüllü kas gücü ve şipşakçı olarak olaya dahil oluyorum ve bugüne kadar sayabildiğim 11 turnuvada gönüllü olarak yer aldım. 

genel olarak go oyuncuları güzel insanlar olmakla birlikte turnuva sırasında sosyalleşmek takdir edersiniz ki pek mümkün değil, yine de seneler içerisinde pek çok tanıdık edindim ve hatta mini bir metal konser grubumuz bile oldu, buradan selam olsun. (=

benim ilk katıldığım turnuvalarda yer sponsoru mimar sinan üniversitesi güzel sanatlar fakültesiydi. nike heykelinin replikası ile az aşk yaşamadım bulunduğu fuayede. seneler sonra lourve'da kendisini görmek ise unutulmayacak bir anı benim için. hayranlığımın kaç kat arttığını tahmin edemiyorum. mimar sinan fotoğraf çekmek için de ayrıca özel bir binaydı, bir şekilde yer sponsoru olmamaya başladıklarında (sebebini bilmiyorum ben sadece ırgatım (=) çok üzülmüştüm. bu seneye kadar son bir kaç senedirse ibb yer sponsoru oluyordu. ibb fatih spor kompleksinde basket sahasında turnuvalar düzenlenmeye başladı. burası hem ulaşımı rahat hem de geniş ferah bir alan olmakla beraber havuzdan gelen seslerin geniş alanda yankılanması, giriş çıkışlara hakim olamamak dolayısıyla sesi kontrol edememek gibi bir dezavantaja sahip. spor kompleksi çalışanları her zaman güler yüzlü ve yardımseverdiler, yardımları yadsınamaz.

bu sene ise hem 5. boğaziçi go turnuvası hem de 24. uluslararası istanbul go turnuvası için mekan sponsoru doğuş üniversitesi oldu. çengelköy yerleşkesinde değişik fotoğraf karelerini yakaladığım(ız) turnuvalar yaşadık. çengelköy yerleşkesi eski bir avm'nin yeniden değerlendirilmesi ile tekrar hayat bulmuş. değişik bir üniversite kampüs deneyimi yaşatıyor bence. organizasyona verilen alan ise hem geniş, havadar hem de binanın giriş ve tam ortası olmasına rağmen genel olarak sakin. malesef kampüse erişim toplu taşıma ile biraz zor çünkü seçenekler kısıtlı. bir diğer olumsuz tarafı da cephesinin cam olması sebebiyle gün batımına doğru güneşi ve ısıyı içeriye olduğu gibi alması ve güneşin oyuncuların gözünü oymaya çalışması 😅 güvenlik ve temizlik görevlileri de en az ibb'nin görevlileri kadar nazik ve yardımseverler, kendimizi evimizde gibi hissetirdiler.

yıllar içinde oyuncularla ilgili kendi gözlemim ise ortam ne kadar nezihse oyuncular da o kadar nezihleşiyor, kendilerine daha çeki düzen veriyorlar; yerlerde çöp ya da oyun sonunda masalarda boş bardak vs görme oranı azalıyor, ses konusuna daha dikkat ediliyor vs.

bu senenin süprizi ise uzun zaman sonra yeniden yabancı bir oyuncunun turnuvaya eğitmen olarak dahil olması oldu benim için. avrupa'nın en iyi oyuncularından biri olan 8dan in-seong hwang üç gün boyunca istanbul'da go severlerle buluştu (çok haberci dili oldu idare edin) turnuva ile birlikte kendisinin de derslerini, birebir yorumlarını vs izleme imkanım oldu, hem samimi hem de bilgisini aktarabilen bir imaj yarattı bende. tanıştığıma çok sevindim.


20-21 eylül istanbul'un etkinlik açısından en yoğun olduğu haftasonuna yayılan turnuva genel olarak keyifli geçti, yüksek seviyeli ve yabancı oyuncuların katılımı ile de ortamın renklendiğini düşünüyorum açıkçası. genç oyuncuların da olması her sene turnuvaya ayrı bir neşe katıyor. gözümüzün önünde büyüyen miniklerin gelişimlerini takip etmek ve yeni oyuncularla tanışmak da ayrı bir keyif. bundan kısa bir süre önce genç oyuncu arkadaşlarımızın şu an hakemlik rolünü üstlendiğini görmek ve sorumluluğu paylaşmak da ayrıca hem güzel hem de yaşlandığımı hissettirdiği için üzücü (= düşünsenize şimdiki yaptıklarımın yanında elli masa kurup kaldırırken bu sene on masada nefesim tıkandı, günlerle yataktan kalkamadım (yalan bak koşa koşa megadeth konserine gittim, yani ağrı kesicilerle gittim ama gittim yani..lol)

tabii derneğin geliri sadece üyelikten olduğu için bu tarz turnuvalar sponsorluk olmadan olmuyor. mekan sponsoru, taş, tahta, saat, ödül gibi çeşitli sponsorluklar alınıyor. zaman zaman ırgatlık ve becerebildiğim kadar şipşakçılığın yanı sıra heyecan kat sayısını artırmak ve turnuvalara ilgiyi canlı tutmak için ben de kendi çapımda ödül töreni için bir ödül masası hazırlıyorum. bu seneki masada hem ödüller çoktu hem masa kocamandı hem de ödüller dışında da çeşitli standlarla masayı zenginleştirmeye ve görsel olarak çekici hale getirmeye çalıştım. katılımcıların memnun kaldığını umuyorum. (=


bu sene ayrıca ilk defa oyunculardan oyun sırasında portre çekimleri için talep geldi, onore oldum. teşekkür ederim. <3

bu senenin diğer bir süprizi de uzun bir süredir turnuvalarda görünmeyen eski oyuncuların turnuvayı ziyareti oldu. kendilerini daha sık görmek isteklerimi buradan da tekrar iletmeyi bir borç bilirim (=

gelecek turnuvalarda görüşmek dileği ile, go ile kalın (=


22 eylül 2025 marty friedman & megadeth konseri

 22 eylül gününe megadeth'in konser organizasyonu haberi ile aylar önceden heyecanlanmıştık. 2024 konser biletleri on dakika geçmeden soldout olduğu için bu seferkine aşırı heyecanlıydık. sevgili konser badim, ortaokul arkadaşım, konserlerin hanımefendisi bu konseri bana doğumgünü hediyesi olarak armağan ettiği için heyecanı ikiye katlanmıştı.

derken geçen ay "special guest" olarak marty friedman'ın adı duyuruldu ve hepimiz coştuk sanıyorum ki.. çünkü "special guest" demek aynı sahneyi paylaşmak demek olmalıydı. zaten tükenmenin eşiğinde olan biletler de bu duyuru ile tükendi. küçükçiftlik park'ın soldout (2025 gojira) ve hatta oversold (2024 scorpions) olduğunu tahmin ettiğim konserlerinde nasıl bir tıklım tıkışlık yaşandığını bildiğim için bir nebze de olsa korktum açıkçası ama konser kalabalığı bu sefer beni diğerlerinde olduğu gibi darlamadı. hem sahneyi ve barkovizyonu rahatça gördüm, hem nefes almayı geçtim çevrem hareket edip zıplayacak kadar rahattı.



konserin başından başlayacak olursak, 18:00 kapı açılış olarak ilan edildi. biz 18:37'de mekana doğru gelebildiğimizde kuyruğa giriğimiz nokta haritada 1 olarak işaretlediğim yerdi. 2 ve 3. noktalardan ayrı başka kuyruklar da varmış ilerledikçe ve sohbet ettikçe öğrendik. maçka parkının kapısında 1 ve 2 numaralı kuyruklar fermuar yöntemiyle medenice birleştik.


marty 19:30'da grubuyla birlikte sahneye çıkmış biz ise hala daha kuyruk beklemekteydik. bizim arkamızda ise herhalde kuyruğa ilk girdiğimiz zamanki kadar daha bir kalabalık vardı (içeriye girince gördüğüm manzara vs çıkmadan önceki manzara) 19:37 gibi artık içeri girdiğimizde ciddi bir kalabalık ön tarafta marty'le coşmaya başlamıştı bile. sevgili hammer abilerden (= merch alıp biz de favori izleme yerimize doğru yollandık.

daha önce malmsteen, satchvai band izlemiş biri olarak şahsen friedman'ın sahne enerjisine, seyirci etkileşimine bayıldım ve çok keyif aldım. ayrıca sen gitar virtüözü çağırıp nasıl barkovizyon açmazsın diye buradan satchvai'de barkovizyon açılmamasına sebep olan kimler varsa laflarımı hazırladım gönderiyorum, ektedir (=

her neyse marty'ciğimize dönersek, grup arkadaşları ile birlikte hem coşkulu hem yardırdıkları bir şov sundular bize. kelimenin tam anlamıyla dörtdörtlüktü gerçekten. bu arada daha gelişiyle birlikte marty'nin "a*ina koim istanbul" diye bağırması hepimiz koparttı. yanlış hatırlamıyorsam son şarkıdan önce de hepimize japonca "işte bu a*mina koim" demeyi öğretti: bütün kçp "majika ne!" diye inledi.


20:30 sularında biten marty konserinden sonra 21:00 de çıkacak diye megadeth'i bekledik ve fakat ancak 21:25 gibi çıktılar. tabii ki bir saate yakın bekleyen metal seyircisi durur mu? çeşitli siyasi sloganlarla zıpladık ve yumruk salladık. bir takım üç harflileri istifaya bile çağırdık ama bunlar bende biraz vicdan mastürbasyonu olarak kaydoldu. bu arada hangi şarkıyla çıkarlar neler çalarlar falan diye aramızda tartışırken wake up dead ile girip in my darkest hour ve hangar18 ile devam ettiler. detaylı setlist için buyrun

bu arada ses sisteminde iki konserdir vokallerde bir sorun olduğunu düşünüyorum. gitarlar ve bateri gayet iyi duyulurken vokali duymak ve anlamak için üstün duyu yeteneği lazım. konser alanının her yeri bir değil elbette ama herkes en mükemmel noktada duramayacağına göre tüm alana aşağı yukarı benzer bir deneyim vermek lazım diye düşünüyorum. ayrıca bir metal konserine göre ses de kısıktı. şarkılara bağıra çağıra eşlik etmeme rağmen sesim nasıl kısılmaz? çevremde konuşanları neden net duyuyorum? açın şu sesi kökleyin yahu?

ilk megadeth albümüm countdown to extinction olduğu için yeri bende ayrıdır (her zaman için ilk dinlediğim albümlerin yeri bende ayrı) o sebeple skin o' my teeth, countdown to extinction ve symphony of destruction ile coştum diyebilirim. dave she-wolf'u kadın seyircilerine ithaf etti <3 

herkes gibi ben de en azından tornado'da marty'nin sahneye gelerek gruba eşlik etmesini bekledim ama bir şarkıda dahi sahneye gelmedi. "special guest"in sıçtığı nokta da bu oldu. ertesi gün marty'nin kadıköy'de yaptığı workshop'ta hatta sahneye neden çıkmadığı sorulmuş o da herhalde hiçbirimizin aklına gelmedi gibi saçma bir cevap vermiş. yani bu kadar seyircinin aklına geldi haftalarla yorumlar yapıldı türlü sosyal mecrada ve sizin aklınıza gelmedi, hadi gelmedi organizasyondan biri de bunu size çıtlatmadı? inanamadım. her neyse marty'siz konserimiz "can you put a price on peace?" diye sorarak ve "next thing you know, they'll take my thoughts away" diyerek bir buçuk saatin sonunda bitti.

konser sırasında bir kaç kez dave bizi çok sevdiğini, istanbul'un onlar için özel olduğunu, burada konser vermeyi ekipçe çok sevdiklerini söyledi. son albüm ve son turne duyurusunun istanbul konseri açıklandıktan sonra yapılması sebebiyle de son turnenin ilk konserini bu konser yapmayı kararlaştırdıklarını ancak daha albüm çıkmadığı için albümden parçalar çalmak üzere tekrar geleceklerini ve hatta turnenin son konseri olacağını söyledi. tüm gösterilerin özel ve önemli olduğunu ancak ilk ve son gösterinin daha da özel olduğunu da ekledi.

biz de seni seviyoruz dave <3

umarım ve dilerim 2026'da da görüşürüz.






20 Eylül 2025 Cumartesi

18 eylül 2025 the kovenant konseri

son iki senedir konser çılgınlığına kendimi kaptırmış durumdayım. blog'umu tekrar canlandıralı beri de ilk gittiğim konser de if performance hall'da gerçekleşen the kovenant konseri oldu. iki senedir if'te düzenli denebilecek kadar konsere gitmiş birisi olarak kalitesinin giderek arttığını söyleyebilirim. kenarda köşede kalmış nispeten az dinleyici gruplar için de güzel bir konser ortamı oluyor, havalandırması yeterli, tuvaletleri eh işte temizce, ses sistemi de mekanla ilk tanıştığımdan beri gayet iyi. son iki konserdir (bir önceki de wishbone ash idi onunla ilgili de yazarım) gözlerim özellikle ışıklandırmadan kör oluyor dolayısıyla dean winchester'ın yorumuna rağmen güneş gözlüğü ya da araba gözlüğü takıyorum.

hazır mekandan bahsederken if'in uyuz eden ve mekanda bira içmeme sebebim kovacılardan bahsetmem lazım mutlaka. sene başında burada kalandra konserine geldim. müthiş bir atmosfer var neredeyse transa girmişiz ve aynı dakika içinde iki kere önümüzden iki kere arkamızdan bu kovacılar geçti. artık çemkirdik bir tanesine konser badimle. gerçekten bir mekandan soğutmak için birebir. geçen bir sene içinde bu elemanların ortalıkta gezinme sıklığı azalmış ama asla yeterli değil. tam gaza geliyorsunuz hop kovanın biri bütün görüşünüzü kapatmış.. ya da aşırı bir ter kokusu önünüzden arkanızdan çarparak geçiyor, hele ki biraz kalabalık bir konserse bu kaçınılmaz bir durum oluyor.
kovanın gözüme gözüme girdiği anlar

velhasılı kelam mekanın tam puan alması için bence düzeltmesi gerekenler: kovacıların kalkması, tuvaletlerin daha iyi temizlenmesi ve tabii ki bira fiyatları. içeride bira daha makul fiyata olsa kimse dışardaki bin türlü mekana gitmez içeride tüketir içkisini. bu arada konser mekanı dışındaki bar kısmında fiyatlar makulce.

esas konumuz the kovenant'a gelecek olursam, ki itiraf etmeliyim konsere tamamen arkadaşımı yalnız bırakmamak için ayakta uyuyarak gittim. daha önce bir kere tıpkısının aynısını çaldıkları örnek bir setlist dışında da dinlemediğimi eklemeliyim. konserin ilk 8 şarkısını '98 çıkışlı nexus polaris'ten çaldılar. brutal vokal ağırlıklı bu kısmı beni çok açmadı açıkçası. brutal vokale karşı olduğumdan değil her zaman her kafayla bünyem kaldırmadığı için. 
sonraki 4 şarkı ise '99 çıkışlı animatronic albümünden geldi. grubun zaten dört albümü olduğunu düşünürsek bu şekilde bir setlist hazırlamış olmalarına şaşırmamak lazım. '99 senesi hem liseden mezun olduğum hem müzikle daha çok ilgilenebildiğim dönemlerin başladığı zaman olduğu için bu albümün hem kapağı hem şarkılar tanıdık geldi diyebilirim.
her neyse; memleketimin adı çıktığı için animatronic kısmından ilk şarkı olarak seçtikleri jihad'ı çalmak konusunda kararsız kaldıklarını söyledi vokal amund svensson fakat seyirci bayağı heyecanlıydı ve bu yorumu duyanlar direkt "jihaaad" diye bağırınca içinde bir tereddüt vardıysa da kalmadı ve yardır yardır şarkıya girdiler. svensson arada bomba patlama efektleri ve korku filmi kahkaları ile şarkıyı bezedi. bence eğlenceli de oldu. animatronic'ten seçtikleri dört şarkıdan sonra son albümleri '03 çıkışlı seti'den via negativa'yı çaldılar ki biz bir an '90'lar türkçe pop'a ışınlandık. uykusuz olmasaydım daha çok eğleneceğim bir şarkıydı. 
 son iki şarkılarını da ilk albümleri in times before the light'tan çalarak konseri bitirdiler. son iki şarkıda da rammstein dinliyorum hissini dibine kadar yaşadım ki sahne kıyafet ve aksesuar tercihleri ile bu hissi zaten bana vermişlerdi. yazımı hazırlarken biraz daha grup ile ilgili bilgilenmiş olarak albüm albüm tarzlarını biraz değiştirdiklerini gözlemlemiş oldum. 
artık sahne personalarını böyle mi belirlemişler yoksa normalleri mi böyle bilemeyeceğim ama grup üyelerinin biraz donuk olduğunu düşündüm. özellikle kadın vokalleri üstlenen sarah jezebel deva'nın sürekli karanlıklarda ve bir biblo gibi durması nedense beni rahatsız etti, tabi bu benim problemim (= 
bu yazımı burada sonlandırırken şuraya iki resim de bırakayım madem..  

14 Eylül 2025 Pazar

there and back again..

en son 2008'de bir şeyler yazdığım bu blog'umu tekrar canlandırmaya karar verdim. bu arada başka başka bloglar da yarattığımı, o zamanki arkadaşlarımla ortak bloglarım olduğunu vs tekrar keşfettim. şu an geldiğim yer ise hepsini tek bir yere toplamak. blogger import/export mevzusunu çözmüş, "when a cat uses a fish-eye lens" blog'umu bu blogumla birleştirdim.diğerlerinden ise ya ayrıldım ya sildim.. 

o zamanlar yeni mezun, taze partime çalışan birisiyken 17 sene sonra ikinci iş yerinde gene bilgisayar başında kodlarla uğraşan ama bu arada yüksek lisansa başlayarak yeniden okula geri dönmüş bir durumdayım. (=

eski yazılarımı okurken bir yandan nekadar naifmişim diyorum bir yandan sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, öte yandan neler yaptığıma şaşırdım zira bazı şeyleri zerre hatırlamıyorum. insanın değişimini görmesi için günlükten güzel bir şey var mı yahu? eski yazılarımı etiketlerini değiştirmek ya da ufak tefek yazım hatalarını düzeltmek dışında güncellemeyi düşünmüyorum. altlarındaki yorumları da bırakacağım. canımı sıkan bir yazım olursa silerim (sildim, yine silerim asfas)

hafıza sorunu yaşayan birisi olarak daha çok kendim için yazacağım ama oldu ya eşim dostum belki gelir belki arama motorları birilerini buraya atar da geriye dönüp de neler karalamış bu kız diye bakacak olan olursa diye özellikle belirtmek istiyorum, hayal ettiğim şeylerin çoğu olmamış, gurur duyduğum bazı mükemmeliyetçi huylarımın üzerinden silindir geçmiş ve bugüne gelmişim. o zaman bu senelerin popüler sözü "hayaller, hayatlar.." diyerek taze girdimi sonlandırıp buralara biraz daha çeki düzen vermeye devam etmeye gidiyorum.

görüşürüz günlük (=